ABD merkezli Dış İlişkiler Konseyi’nin (Council on Foreign Relations – CFR) yayımladığı 2026’da İzlenmesi Gereken Çatışmalar raporu, giderek daha kırılgan, daha parçalı ve daha öngörülemez bir uluslararası ortama işaret ediyor. Raporda, ABD’li dış politika uzmanlarının değerlendirmelerine dayanarak, önümüzdeki yıl küresel güvenliği en fazla tehdit etmesi muhtemel otuz çatışma senaryosu sıralanıyor. Ortaya çıkan tablo net: Küresel
CHP lideri Özgür Özel, 15 Aralık’ta Türk hava sahasına giren İHA’nın Karadeniz’de değil, iç Anadolu’ya geldikten sonra düşürülmesine Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın geç karar vermesinin neden olduğu iddiası Cumhurbaşkanlığı tarafından yalanlandı. Özel, 27 Aralık’ta Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan mülakatında, 15 Aralık’ta Karadeniz’den Türkiye’ye yaklaşan İHA’nın önce İspanya’daki NATO radarı tarafından saptandığını, NATO uyarısıyla Konya ve Eskişehir’den uçakların
Dışişleri Bakanlığı, 28 Kasım’da Karadeniz’de Türkiye’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi içinde meydana gelen tanker hadislerinin saldırı sonucu olduğunu doğruladı. Dışişleri Sözcüsü Öncü Keçeli saldırıdan kimin sorumlu olduğunu açıklamadı ancak açıklama, Ukrayna’nın saldırıyı 29 Kasım’da üstlenmesinden hemen sonra yapıldı. Ukrayna basınına konuşan yetkililer saldırının Ukrayna Gizli Servisi (SBU) ve Deniz Kuvvetlerinin ortak operasyonuyla, “Seababy” türü Suüstü İnsansız
Türkiye ile Rusya yüzyıllardır aynı sahnede dans ediyor: Kimi zaman savaşarak, kimi zaman barışarak; kimi zaman ticaretle yakınlaşıp kimi zaman cephelerde karşı karşıya gelerek. Hiç tam güvenemediler ama birbirlerini de asla yok sayamadılar. 2025 itibarıyla bu kırılgan denge yeniden baldan çok limon tadı veriyor. Diplomatik nezaketin ardında, yavaş ama derin bir uzaklaşma yaşanıyor. Türkiye-Rusya:Pragmatik Bir
Gerçekten acayip bir görüntü sosyal medyada dolaşan. ABD Başkanı Donald Trump 17 Ekim’de ünlü tenor Andrea Bocelli’yi Oval Ofiste ağırlıyordu. Halka Bocelli’nin yakında Beyaz Saray’da bir konser vereceğini de müjdeliyordu. Sonra, hazır gelmişken, sevdiği bir aryayı okumasını istedi Bocelli’den, playback hazırdı. “Con Te Partirò-Seninle Gideceğim” çalmaya başladı, Bocelli önce bocaladı, hazır değildi, sonra bir yerinden
Her eylül ayında New York’ta toplanan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, yalnızca bir diplomasi ritüeli değil, aynı zamanda mevcut dünya düzeninin kırılganlığını açığa vuran bir ayna. Bu yılki 80. oturum, özellikle de 23–25 Eylül arasında yapılacak liderler zirvesi, “Better together: 80 years and more for peace, development and human rights”( Birlikten Doğan Kuvvet: Barış,
Fotoğrafları Rusya Dışişleri Bakanlığının Telegram sayfasından aldım. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in 1 Eylül’de Çin’in Tianjin şehrinde 31 Ağustos-1 Eylül tarihlerinde yapılan Şangay İşbirliği Örgütü zirvesi çerçevesinde yaptıkları görüşmeden. Rus resmi fotoğrafçısı sadece toplantı masası dizilimini değil iki liderin toplantı sırasında birbirlerine bakışlarını da çekmiş yakalamış ve daha önemlisi, Rus Dışişleri de
Ateşkes için birçok çabaya rağmen Ukrayna’daki savaş hız kesmeden sürüyor. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik savaşı aslında 2014’te Kırım’ın ilhakıyla başladı ve aralıklı çatışmalarla devam etti. Ancak Şubat 2022’de Moskova geniş çaplı bir işgal harekâtı başlatarak savaşı yeni bir boyuta taşıdı. Buna rağmen, kendisini bir süper güç olarak gören Rusya, Ukrayna’yı kısa sürede kontrol altına almayı başaramadı;
Doğrusu 18 Ağustos 2025 Avrupa diplomasisinin kara günü olarak kayıtlara geçebilir. ABD Başkanı Donald Trump, Avrupalılara çalım atarak 15 Ağustos’ta Alaska’da Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’le buluşmasından üç gün sonra Avrupa liderlerini “Gelin size anlatayım” diyerek ayağına çağırmıştı. Ukrayna’nın konuşulduğu Trump-Putin zirvesine istememişti Putin Zelenski’yi. Davet aslında önce sadece Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’ye yapılmıştı, ama Trump
ABD Başkanı Donald Trump’ın Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin ile 15 Ağustos’ta Alaska’nın Anchorage şehrindeki Elmendorf–Richardson askeri üssünde yaptıkları üç saatlik konuşma bir bakıma İkinci Dünya Savaşının bitiminde 1945’teki Yalta Konferansıyla benzerlikler taşıyordu. Seksen yıl önceki konferansta ABD, Sovyetler Birliği ve İngiltere, Avrupa’dan taşmaya başlayan Alman Nazizmi ve Pasifikte Japon militarizmine karşı işbirliği yapmayı kararlaştırmışlar ve









