Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun 12 Ocak’ta Ankara’daki Avrupa Büyükelçileriyle yaptığı toplantı Türkiye-AB ilişkilerinde gerçekten bir dönüm noktası olacak mı? Yoksa bu toplantıda konuşulanlar, daha öncekiler gibi boşa mı çıkacak? Gerek Ankara’daki gelişmelerin seyri gerekse toplantıya katılan bazı diplomatlarla toplantının ardından -isim kullanmamak koşuluyla- yaptığım görüşmeler, bu defa iki tarafta da ihtiyatlı
Türkiye-ABD İş Konseyi (TAİK) Yönetim Kurulu 8 Ocak’ta İstanbul’da ABD’nin Ankara Büyükelçisi David Satterfield’i konuk etti. Toplantının amacı, ABD’de Joe Biden Başkanlığı devralmadan önce ABD ile iş yapan Türk iş dünyasının taleplerini Büyükelçilik Kanalıyla Washington’a iletmekti. Bunların başında ABD’nin Rusya’dan alınan S-400 füzeleri nedeniyle Türkiye’ye yaptırım uygulanmasını erteletebilmek, Trump’ın ortaya atıp Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın dört
Pfizer-BioNTech geliştirmekte olduğu aşının Faz III çalışması ara sonuçlarına göre Covid’i önleme konusunda etkili olduğunu 8 Kasım’da ilan etti. Onu Moderna, Oxford-Astra Zeneca, Sinopharm ve Gamaleya Enstitüsü’nün aşı açıklamaları takip etti. Çin’de saptanan, “tuhaf bir zatürrenin” duyurulmasından yalnızca on bir, pandemi ilanından yalnızca sekiz ay sonra. İnsanlığın bilim ve teknolojide ulaştığı bu düzey, hepimiz için
Türk demokrasisi hiçbir zaman sorunsuz değildi. Seçim sistemi, parti sistemi, siyasetin kişileştirilmesi, askeri ve sivil darbeler Türkiye’de demokratikleşmenin önündeki önemli engeller oldu. Özellikle son on yılda Türkiye’nin liberal demokrasi endeksi skorlarında yüzde 35 daralma gözlenmekte (V-Dem 2019 Raporu). Demokratik gerilemeyi aşırı merkezileşme, yürütme üzerindeki denetlemenin ortadan kalkması, yatay hesap verebilirlikte düşüş gibi makro düzey göstergelerle
Geçtiğimiz hafta 7 ve 8 Aralık günleri iki önemli toplantıda Türkiye’nin mevcut haline dair önemli saptamalar yapıldı, önemli bilgi ve görüşler paylaşıldı. Bunlardan ilki Kadir Has Üniversitesi’nin (KHAS) her yıl düzenlediği Türkiye Eğilimleri Araştırmasının 2020 sonuçlarının açıklanmasıydı. Diğeri ise Koç Üniversitesi ile TÜSİAD’ın ortaklaşa düzenlediği 2021 Yılında Türkiye Ekonomisi konulu paneldi. Biri Türkiye’nin iç ve
1950’lerde, onlu yaşlarımda George Orwell’in 1984’ünü o yıllarda Çağlayan Yayınevi’ni kuran Refik Erduran ve Ertem Eğilmez’in bastıkları kitaplar sayesinde Türkiye’de moda olan bilim kurgu romanlarının güzel bir örneği diye okumuştum. Ancak 7-8 sene sonra bunun İki Dünya Savaşı arasında Avrupa’da yaşanmakta olan baskıcı rejimlerin, özellikle de Stalin Rusya’sının eleştirisi olan bir distopya olduğu öğrenecektim. Kitapta
Sevgili okurlar, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günümüzü kutlamayın lütfen, çünkü ne kutlayacak ne kutlanacak halimiz var.Çünkü pek azımız habercilik görevimizi yapabiliyor, sizin haber alma hakkınızı kullanmanızı sağlayabiliyoruz. Engeller var.Çünkü medyanın büyük bir kısmı hükümet çizgisinden çıkarsa hükümetten iş, ihale, kredi alamayacak yatırımcıların eline geçmiş durumda. O yatırımcılar Hazine ve Maliye Bakanının istifası gibi önemli bir
Boğaziçi Üniversitesi’ne yeni atanan Rektör Melih Bulu’ya karşı oluşan tepki garip bir şekilde ülke gündeminin en önemli maddesi oluverdi. Bu gariptir çünkü Türkiye’nin gündemi üniversite eğitimi ya da bilimsel üretkenlik falan hiç olmadı. Nüfusumuzun ne kadar genç ve dinamik olduğunu vurgulamayı çok seviyoruz. Hatta Avrupa Birliği’ne üyeliğimizin en önemli nedeni olarak bu genç nüfusun Avrupa’ya
Kadir Has Üniversitesi’nin 2020 yılına dair Türkiye Eğilimleri Araştırması 7 Ocak’ta kamuoyuna açıklandı. Benim toptancı değerlendirmeme göre hayli içe dönük, kimliği konusunda “ne o ne bu” ya da “her ikisinden biraz” diyerek aslında ya kimliğini bulamadığını ya da aslında bukalemunluğa yatkın olduğunu gösteren bir toplum yapımız var. Nüfusunun yüzde 64,2’si kendisini oran sıralamasıyla muhafazakâr, milliyetçi,









