İran savaşının bölgemizdeki ve dünyadaki siyasi ve ekonomik dengeleri sarsarken, terörsüz Türkiye sürecini etkilemeyeceğini, geciktirmeyeceğini düşünmek gerçekçi olmaz. ABD ve İsrail’in saldırılarına İran’ın misillemelerinin Irak’ın, özellikle ABD üslerinin bulunduğu özerk Kürdistan bölgesine yayıldığı dönemde, bu bölgede neredeyse yarım asırdır varlığını sürdüren PKK’nın silahlarını bırakmasının kolaylıkla mümkün olmayacağı da görülebiliyor. AK Parti iktidarının, biraz da kendi
İsrail artık yalnızca Gazze’de, Lübnan’da ya da İran cephesinde savaşmıyor. Ölçeğini aşan çok daha geniş bir jeopolitik tasarım kurmaya çalışıyor. Kendisinin varoluşsal tehdit olarak tanımladığı İran’ı dizginlemek, Tahran’ın vekil ağlarını dağıtmak, Doğu Akdeniz’de enerji ve güvenlik üstünlüğünü kalıcı hale getirmek, Kızıldeniz’den Afrika Boynuzu’na uzanan hatta deniz ticareti ve istihbarat erişimini genişletmek, Körfez ülkeleriyle normalleşmeyi kalıcı
Aslında savaşın ilk haftasından itibaren ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail’in zorlamasıyla giriştiği İran savaşından çıkış yolu aramaya başladığı 9 Mart’ta yaptığı konuşmada açığa çıkmıştı. Trump konuşmasında, herkesi hayretler içinde bırakarak, İran’a savaş kararı almasını en yakın yardımcılarının verdiği bilgilere dayandırıyor, adeta “başkomutan” sorumluluğunu paylaştırmak istiyordu: • “Durum çok hızlı bir şekilde kritik noktaya yaklaşıyordu. (…)
ABD ve İsrail 28 Şubat sabahı karşı, İran’a yönelik büyük bir saldırı başlattı. Saldırının daha ilk gününde İran’ın “Yüce” (dini) Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in öldürüldüğü açıklandı. On gün kadar sonra, 9 Mart’ta din adamlarından oluşan Uzmanlar Meclisinin yerine oğlu Mücteba Hamaney’i getirdiği ilan edildi. Şahin görüşleriyle tanınan ve İran’daki radikal dinci Türklerin yanı sıra Irak
Önce tarihte hedef ülkeye ilk darbenin lider kadroların ortadan kaldırılmasıyla vurulmasının bir örneği olmadığını kaydedelim. Burada bambaşka bir savaş konsepti söz konusu. ABD-İsrail ittifakının başlattığı İran savaşında ülkelerin şimdiye dek sergilediği tutumlara bir yandan kuzeyinde Rusya-Ukrayna savaşı, güneyinde İsrail-Gazze krizi ve henüz yatışmamış Suriye konusuyla boğuşan Türkiye’nin durumuyla başlayalım. Bu savaşa dair tepki veren ülkelerden
Acaba ABD Başkanı Donald Trump’a Nobel Barış Ödülü verilseydi İran’a saldırır mıydı? Bugün bu soru artık anlamını yitirmiş görünüyor. Çünkü mesele ödül ya da uluslararası meşruiyet değil, mesele karar alma tarzı. Trump’ın siyaset anlayışı, ilkesel çerçeveden ziyade anlık güç projeksiyonuna ve kişisel siyasi hesaplara dayanıyor. Böyle bir liderlik tarzında sembolik bir “barış” unvanının caydırıcı olması
İran Dini Lideri Ali Hamaney’in 28 Şubat’ta İsrail ve ABD güçlerince başlatılan saldırıda öldürüldüğü İran Devlet Televizyonunca doğrulandı. Hamaney’in 28 Şubat sabahı, Türkiye saatiyle 06.00, İran saatiyle 09.30’da başlatılan ilk hava akınında, Tahran Üniversitesi yakınlarında, Pasteur Caddesindeki “Beyt-i Rehbâri-Rehberlik Evi” yerleşkesindeki makamının bombalanmasında öldürüldüğü açıklandı. İsrail’in “Aslan Kükremesi”, ABD’nin de “Destansı Öfke” adını taktığı ABD-İsrail
İsrail, ABD ile İran arasında devam eden görüşmelere rağmen 28 Şubat’ta İran’a saldırdı. Bunun İsrail’e yönelik İran tehdidini ortadan kaldırmayı amaçladığını öne süren İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, ülke genelinde olağanüstü hal ilan edildiğini bildirdi. İsrail hava kuvvetlerinin İran’daki belirli askeri ve stratejik hedefleri vurduğu, Tahran başta olmak üzere bazı şehirlerde patlamalar yaşandığı uluslararası ajanslar
- 1
- 2








