ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş yalnızca askeri bir çatışma değil, aynı zamanda devasa bir ekonomik şoktur. Bu savaşın en belirgin özelliği insanların can ve mallarına verilen zaiyatın yanı sıra savaşın genel ekonomik faturası olacak ve bu konu küresel düzeyde gün geçtikçe daha önem kazanacaktır. Savaş nedeniyle kullanılan mühimmatın maliyeti, donanmaların günlük giderleri, enerji
Bu sabah dünya tek bir krize uyanmadı. Üç ayrı fay hattı aynı saatlerde hareketlendi. Pakistan, Afganistan sınırındaki çatışmayı “açık savaş” olarak tanımladı. İsrail, ABD ile koordineli şekilde İran’ın nükleer tesislerini hedef aldı. İran, misillemeyle Körfez’de ABD varlığına yönelik saldırılara girişti. Aynı anda Rusya–Ukrayna savaşı da sürüyor. Bu tabloyu tekil olaylar olarak okumak yanıltıcı olur. Bu,
Öncelikle şunu belirtmeli: ABD Başkanı Donald Trump 22 Haziran İran saldırısıyla inisiyatif almadı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çizdiği hatta ilerleyerek, kendi üslûbunca, kişisel karakteri ve ABD’nin iç siyasetinin dengeleri doğrultusunda hareket etti. Elbette, buradan kendine bir “dünya liderliği” parsası çıkaracaktır. Ancak, gerçek “güdüldüğü” yönde giderek bu adrese çıktığıdır. İran’ın bu aşamada nükleer kaynaklarının bir kısmını,
13 Haziran sabahı dünya, uzun süredir beklenen ancak zamanlaması belirsiz olan büyük bir patlamayla uyandı. İsrail, İran’ın başkenti Tahran’daki üst düzey askeri hedeflere ve nükleer tesislere yönelik kapsamlı hava saldırıları gerçekleştirdi. Devrim Muhafızları Komutanı, Genelkurmay Başkanı, Hava Kuvvetleri Komutanı ilk kayıplar arasında. Siyasi liderlere de gelir mi? “Yükselen Aslan Harekâtı” olarak adlandırılan bu operasyon, sadece




