Siyasete yargı çelmesi serisinde bugün Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ’ın tutukluluğunun devamı kararı ve tutuklanan CHP’li Gaziosmanpaşa Belediye Başkanının Hakan Bahçetepe’nin yerine Belediye Meclisinin AK Partili Eray Karadeniz’i vekil olarak seçmesi vardı. Böylelikle bir partiden seçilmiş belediye başkanının mahkemece tutuklanması yoluyla seçimde kaybetmiş parti üyesinin koltuğa oturması kapısı açıldı. Yapılan yasalara uygundu, Gaziosmanpaşa Belediye Meclisinde
Belki de gaf değildi MHP lideri Devlet Bahçeli’nin bayramın ilk günü verdiği mesajda PKK’nın kurucu önderi Abdullah Öcalan’a “kurucu önder” demesi. MHP çizgisindeki Türkgün gazetesi ikinci gün Bahçeli’yi sansürledi, o sözlerin, çıkarıp “bölücü örgüt” sözünü öne çıkardı ama o kadar tv ve ajansın video kayıtları ortadaydı. Ben Bahçeli’nin sözlerini sıradan bir dil sürçmesi olmayabileceği kanısındayım.
Bazı ülkeler masada olur, bazıları menüde, bazıları oyunu kurar, bazılarıysa hiç davet edilmese bile oyunu bozar. Türkiye, artık üçüncü kategoriye giriyor: oyuna alınmasa da sonucu değiştiren, dışlanmak istense de hesaba katılmadan adım atılamayan bir aktör haline geliyor. Bu durum sadece hükümetin resmi diplomatik çabaların sonucu değil. Son yıllarda Türkiye’nin görünmeyen ama sahada etkili gücü olan
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a 15 Mayıs’ta Tiran’da yapılan Avrupa Siyasi Topluluğu dönüşünde uçakta Lozan Antlaşmasını sordular. PKK 12 Mayıs’ta açıkladığı 5-7 Mayıs fesih kongresi kararlarında Türkiye’deki Kürt sorununun kaynağı olarak 24 Temmuz 1923 Lozan Barış Antlaşmasını göstermişti. PKK’ya göre Lozan’dan birkaç ay sonra 29 Ekim 1923’te ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti’nin “tapu senedi” sayılan Lozan, Kürtleri “imha”
Londra’da öğrenciydim. Diplomasiye ilk adımımı atmış, Dışişleri Bakanlığı’nın zorlu sınavlarını geçip, London School of Economics’de yüksek lisansa başlamıştım. Gündüzleri akademide, aralarda çalışarak geçim sağlıyor; akşamları ise şehrin karmaşık siyasi atmosferinde kaybolan genç bir zihin olarak hayatın birçok yüzünü bir arada yaşıyordum. Bir gün, Leicester Square yakınlarında küçük bir kitapçıda gözüme ilişen bir ilan zihnime kazındı:









