Gazeteci-Yazar
Kıbrıs Türkleri 11 Ekim Pazar günü Cumhurbaşkanlığı seçimi için sandık başına gidiyor. Seçim aslında altı ay önce yapılacaktı, ama Covid-19 salgını nedeniyle ertelenmişti. İlk turda oyların yüzde 50’sini alan aday çıkmazsa ikinci tur 18 Ekim’de tekrarlanacak. Kıbrıs Türklerinin önünde en güçlü görünen iki aday bulunuyor: Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Başbakan Ersin Tatar. CTP adayı Tufan
Adalet ve Kalkınma Partisi 2001’de kurulduğunda siyasete yeni bir nefes getirdi. O rüzgârla 2002’de yüzde 34 ile tek başına iktidar oldu. E-muhtıraydı, kapatma davasıydı, darbe girişimiydi derken iktidardaki 18 yılını dolduracak önümüzdeki ay. On sekiz yıl sonra Türkiye’nin geldiği noktayı daha iyi anlamak için adalet, kalkınma ve AK Parti’nin durumuna biraz geniş açıdan bakalım. Gerçi
Akreditasyon sözcüğü günlük lisanımıza 28 Şubat sürecinde girdi. Genelkurmay gazetecileri “akredite” etmeye başladı. Yani öyle her gazeteci gidip Genelkurmay faaliyetini izleyemiyor, sadece “akredite”, yani denk, güvenilir, ehil olanlar izleyebiliyordu. Buna karşın Refahyol Başbakanı Necmettin Erbakan da Başbakanlık faaliyetini izleyecek gazetecileri akredite etmeye başladı.Bu akredite olma meselesi sonra hemen hemen her kuruma yayıldı ve iktidar sahipleri
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 1 Ekim TBMM Yasama Yılı açış konuşmasını yapmasından birkaç saat sonra Avrupa Birliği (AB) liderleri Türkiye gündemli bir toplantıya başlayacaklar. Dolayısıyla AB liderleri, 30 Eylül’de Erdoğan’dan aldıkları mektuba ek olarak, Erdoğan’ın Meclis konuşmasındaki mesajları da okumuş olarak Türkiye’yi konuşmaya başlayacaklar. AB zirvesi de öğle saatlerinde başlıyor. Ama AB Konseyi Başkanı Charles Michel’in
Ermenistan’ın 27 Eylül’de işgal altında tuttuğu Dağlık Karabağ bölgesine yakın bir Azerbaycan köyüne topçu ateşiyle başlayan son çatışmalar Azerbaycan için yıllardır beklediği bir fırsata dönüşebilir. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, yanlış zamanlamayla yanlış bir hamle yapmış gibi görünüyor. Ermenistan’ın koruyucusu konumundaki Rusya’nın durdurmaması halinde Azerbaycan, Karabağ’ı olmasa dahi işgal altındaki topraklarının bir kısmını Ermenistan’dan askerî yoldan
Hukukla açıklayamıyorum. O yüzden son HDP gözaltılarına siyasi dengeler ve anlamı açısından bakmaya çalışacağım. Neden şimdi ve Allah aşkına, yine neler oluyor?Kararın hangi siyasi atmosferde alınmış olduğu önemli. Son zamanlarda AK Parti-MHP blokunun milliyetçi-muhafazakâr tabanın heyecanını ayakta tutmasını sağlayan Yunanistan/Doğu Akdeniz ihtilafı artık masada sayılır. Libya ihtilafı da öyle. Açık konuşalım, Suriye de öyle. Ben
Hemen tekrarlayalım: Yunanistan ve Avrupa Birliği (AB) ile diplomatik uzlaşma yoluyla yumuşama ekonomiyi düzeltmez, orada başka ağır sorunlar mevcut, ama eğer düzeltici adımlara niyet varsa nefes aldırır. Neticede dolar 7,7 avro 9 lira sınırına dayanmış durumda. ABD Büyükelçisi David Satterfield’ın Covid ortamında “Borçlarınızı ödemezseniz şirketler ilaç göndermeyi kesebilir” uyarısında bulunduğu bir durumdayız. Bu ortamda Türkiye’nin
Kuvvetler ayrılığı ile başlayalım. Yayına hazırlanan “Meraklısı İçin Darbeler Kitabı”ndan küçük bir tadımlıkla başlayacağız, bazı isimleri kitaba bırakarak. Sonra hâkim, savcı ve düğün gecesine geleceğiz.12 Eylül 1980 askerî darbesinin en koyu günleriydi. Darbenin en yetkili isimlerinden birisi, bir diğerinin makam odasına gitti. “Bütün kuvvetlerin birlik içinde kontrolümüz altında olduğu” yolundaki açıklamalarının yanlışlığından bahsetti. O böyle
Avrupa Birliği’nin Güvenlik ve Dış Politikalar Yüksek Temsilcisi Josep Borrell Fontelles 15 Eylül’de Avrupa Parlamentosunda Türkiye’yi yakından ilgilendiren bir konuşma yaptı. Konuşmasının en önemli kısmında Türkiye’yi de “eski imparatorluğu” canlandırmak isteyen ülkeler arasında saydı ve bunun AB’yi yeni bir durumla karşı karşıya getirdiğini söyledi. AB’nin 21 Eylül’deki Dış İlişkiler Konseyi, yani dışişleri bakanları toplantısında ve
Amerikalı gazeteci Bob Woodward’ın yayınladığı “Rage-Öfke” adlı kitabı ABD’yi karıştırdı. Ünlü Watergate skandalını da ortaya çıkaran iki gazeteciden biri olan Woodward, ABD Başkanı Donald Trump’ın Covid-19’un korkunç etkisini bildiğini ama “moral bozmamak” bahanesiyle halktan sakladığını yazıyordu. Trump ise Woodward ile uzun süredir mülakatlar yaptığını ve bunu kendisine daha salgının başladığı zamanlarda söylediği halde, haber yapmayıp,









