Osman Kavala ve Gezi Davası mahkûmlarını hapiste tutan asli etken hukuk değildir. Hatta Anayasa ve yasalar da değildir. Öyle olsaydı zamanında Anayasa Mahkemesi (AYM) kararları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları uygulanırdı, alt mahkemeler tarafından iktidarın siyasi tercihleri doğrultusunda bozulmazdı, hatta belki bu dava hiç açılmazdı. Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesinin 27 Eylül’de Kavala’ya verilen ağırlaştırılmış
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya sabah saatlerinde Ankara’daki terör saldırısında iki teröristin öldürüldüğünü iki polisin de hafif yaralandığını açıkladı. Yerlikaya’nın verdiği bilgiye göre 1 Ekim saat 09.30’de İçişleri Bakanlığının Emniyet Genel Müdürlüğü giriş kapısı önüne hafif ticari araçla gelen iki terörist bombalı saldırıda bulundu. Bakan, “teröristlerden biri kendini patlatmış, diğer terörist etkisiz hale getirilmiştir” dedi. Açılan
Yargıtay 3. Ceza Dairesi 27 Eylül’de açıkladığı kararıyla Gezi Parkı davasında Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala’ya verilen ağırlaştırılmış müebbet ile TİP’ten milletvekili seçilen Can Atalay’la Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater’e verilen 18’er yıl hapis cezalarını onadı. Yargıtay, kararında Gezi Parkı protestolarının “hükümeti devirmek için planlanmış şiddet hareketi olduğuna hükmetti. Kararda yine
Türkiye’de muhalif kesim 20 küsur yıldır ülkeyi yönetmeye çalışan, hataları geleceğimiz hakkında ciddi kaygı yaratan mevcut iktidarı değiştirmeye odaklanmıştı son seçimlerden önce. Hatta bir araya gelmesi çok zor görünen sağdan sola, etnik milliyetçiden dinciye uzanan geniş siyasi yelpaze aynı masaya oturmuştu. Beklenti, muhalif seçmenin “tıpış tıpış” sandığa gidip iktidarı değiştirmesiydi. Sonuç, hüsran oldu hem cumhurbaşkanlığı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, muhalefete ve millete sunacağı yeni anayasa taslağını daha önce cumhurbaşkanlığı bürokratlarına hazırlatmış olduğunu, 12 Eylül günü, Ulucanlar Cezaevi Müzesi’nde Hukuk Politikaları Kurulu’nun düzenlediği çalıştayda açık etti. Fakat Erdoğan’ın söylediği “Geçen yıl önce, anayasa konusunda söyleyecek sözü olan bilim insanlarının ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin katıldığı bir dizi çalıştay düzenledik. Ardından da
Münih merkezli Alman Kültür Merkezi/Goethe-Institut’ün Ankara Şubesi çalışanları, 27 Eylül’de kurumlarının önüne çıktılar ve Alman Kültür’ün sendikal haklarını tanımamakta ısrar ettiğini, böyle giderse greve gideceklerini açıkladılar. Çalışanlar, Almanya’nın uluslararası kültür kurumu Goethe-Institut’ün Ankara’daki çalışanlarının örgütlenerek aldıkları sendika yetki belgesini tanımadığını, Toplu İş Sözleşmesi (TİS) masasına oturmamak için yasal yolları sonuna kadar kullandığını söylüyordu. Açıklamalarına göre
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 26 Eylül’de Türkiye aleyhine diğerlerine emsal oluşturabilecek bir karar verdi. 21 Mart 2017 yılında FETÖ üyeliği suçlamasıyla 6 yıl 3 ay hapse mahkûm edilen -ve halen cezaevinde bulunan- Yüksel Yalçınkaya davasında hak ihlali gördü ve Türkiye’nin Yalçınkaya’ya 15 bin avro ödemesi kararına vardı. Geçtiğimiz hafta yayınlanan Avrupa Parlamentosu Türkiye Raporu,









