“Dış politika manevraları Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a seçim kazandır mı?” sorusunun yanıtı ekonomide yatıyor. Çünkü aynı soruyu “Dış politika manevraları Erdoğan’a seçim ekonomisini üst sınırda uygulamasına yetecek miktarda dış kaynak sağlayacak mı?” diye sormak da mümkün. Bu soruyu Suudi Arabistan’ın Merkez Bankası’nda (TCMB) 5 milyar dolarlık hesap açtığı gün soruyoruz; 5 milyar daha geliyor. Suudi Arabistan’ın
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Tayyip Erdoğan 23 Kasım’da TBMM Grubuna hitabında Türkiye’nin güvenlik stratejisini tek cümlede özetledi: tehditleri sınırların ötesinde karşılama ve yok etme. Bu güvenlik stratejisi sadece Erdoğan’ın vurguladığı gibi Türk Silahlı Kuvvetlerini değil, Dışişleri Bakanlığı, Millî İstihbarat Teşkilâtı ve İçişleri Bakanlığını da kapsama alanına alan yeni bir yaklaşım. Artıları ve eksileriyle
Türkiye’nin Suriye ve Irak topraklarındaki PKK hedeflerine 19-20 Kasım’da yürüttüğü Pençe-Kılıç Hava Harekâtı ardından kara harekâtı uyarısında bulunması hem ABD hem Rusya’nın alışılmadık içerikte durdurma çabalarına yol açtı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın hem Vaşington hem Moskova’dan gelen tepkilere rağmen Suriye/PKK restinin arka planında dikkat çekici gelişmeler var. Önce ABD ve Rusya’dan gelen mesajların iki ortak noktasına
Hem sanayileşmiş hem de gelişmekte olan Dünya’nın en büyük ekonomisine sahip 19 ülke ile Avrupa Birliği’ni bir araya getiren G-20’lerin bu yılki Zirve Toplantısı Endonezya’nın ev sahipliğinde 15-16 Kasım tarihlerinde Bali’de yapıldı. Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin haricinde üye ülkelerin tamamının devlet/hükümet başkanı düzeyinde katıldığı Bali’deki toplantının ana teması bu yıl “Birlikte toparlanma-Daha hızlı
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Semerkant’taki Türk Devletleri Topluluğu zirvesinde yaptığı konuşmada “ortak güvenlik konseptinden” bahsetti ve “düzensiz göçe karşı ortak mücadele” vurgusu yaptı. Erdoğan yola çıkmadan önce basına Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’le arasında güven ilişkisi oluştuğunu, bunun da Ukrayna savaşı başta olmak üzere küresel ve bölgesel sorunların çözümüne katkı verdiğini söylemişti. Erdoğan’ın Rusya’yla Türkiye değil ama
Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından NATO’ya üye olmak için Finlandiya ile birlikte başvuruda bulunan ancak Türkiye’nin vetosu ile karşılaşan İsveç Parlamentosu, Türkiye’nin talebi ile hazırlanan anayasa değişikliğinin 16 Kasım’da oylanacağını duyurdu. Parlamento, 8 Kasım’da yaptığı açıklamada terörle mücadele kanunuda değişiklik yapılması için öngörülen anayasa değişikliğinin gelecek hafta oylanacağını duyurdu. Açıklamada, önerilen değişikliğin “terörizme karışan grupların örgütlenme
Finlandiya NATO üyeliği için çoktan Türkiye ne isterse yapmaya ikna olmuş görünüyor; PKK’lı iadesinden silah sanayi desteğine kadar. Mesele, İsveç’in yeni Başbakanı Ulf Kristersson’un Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı NATO’ya üyelik onayı için ikna edip edemeyeceği. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu geçtiğimiz hafta NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’le görüşmesi ardından “Finlandiya ile çok ciddi bir sorun olmadığını” ve
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun İstanbul’da NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile görüştüğü 3 Kasım’ın akşamında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Sözcüsü İbrahim Kalın nükleer savaş uyarısı yaptı. Kalın CNN Türk yayınında “Savaş sadece Rusya ve Ukrayna topraklarında yaşanmıyor. Yaklaşık bir aydır nükleer savaş riski telaffuz edilmeye başladı. Nükleer savaş riski söz konusu” dedi. Bu Ankara’nın nükleer savaş
Son beş günde yaşanan gelişmeler Türkiye’nin de “Rusya kışı” gerçeğiyle karşı karşıya olduğunu gösterdi. Rusya kışı her ülkeyi ve bölgeyi farklı etkiliyor. Avrupa’da Rusya kışı doğal gaz kesintileri ve bunun getireceği iç politika sıkıntılarıyla etkileyecek. Rusya kışı Türkiye’yi ise zorlu dış politika dönemeçleri ve bunun ekonomiye etkileriyle etkilemeye başladı bile. Son beş gün içindeki hızlı









