Geçen hafta sonu gazeteci Nevşin Mengü aleyhine bir mülakatı nedeniyle soruşturma açıldı; gözaltına alındı, adli kontrol ve yurtdışına çıkma yasağıyla bırakıldı. Bu hafta sonu gazeteci Özlem Gürses’e canlı yayında, dil sürçmesi olduğu bir ifadesi nedeniyle soruşturma açıldı; gözaltı, kelepçe, ev hapsi, yurtdışı yasağı. Üstüne T-24’e soruşturma haberi geldi. Bu endişe verici gelişmelerin bir ortak paydasının
Şam Ravda Meydanı, 15 Aralık 2024, Türkiye’nin Şam Büyükelçiline 12 yıl aradan sonra, ay yıldızlı Türk Bayrağı çekildi. Bayrağı göndere çekmek kadar, orada kalması da önemli. Bayrağımız göndere çekilirken, 12 yıl önce orada görev yapan bir diplomat olarak, televizyonun başında heyecan, gurur ve duygu yüklüydüm. O dönem Türkiye’nin Şam Büyükelçisi olan Ömer Önhon’un “Büyükelçinin Gözünden
MHP ile DEM Parti düşman çatlatmaya devam ediyor. Kötü anlamda söylemiyorum. Kürt işleri özellikle Suriye’de rejim değişikliği ardından ayrı bir viteste ilerlemeye başladı. Buna son örnek 17 Aralık’ta TBMM’de yaşandı. DEM Parti Sözcüsü ve Şırnak Milletvekili Ayşegül Doğan 2025 Bütçe görüşmeleri için söz aldı. Kürsüde MHP’li Meclis Başkanvekili Celal Adan’a döndü, güler yüzle ve nezaketle
Donald Trump’ın “Türkiye Suriye’ye çöktü” ifadesini Türk medyasındaki haberlerin pek çoğunda bulmanız mümkün değil. Trump’ın Kasım’da ABD Başkanlık seçimini kazandıktan sonraki ilk basın toplantısında, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı “çok akıllı bir adam” olarak övdüğü, “Suriye’nin anahtarını Türkiye’nin elinde tuttuğunu” okuyabilirsiniz. Ama Türkiye’nin “akıllı” bir hamleyle “Fazla can kaybına yol açmadan Suriye’ye çöktüğü” ifadesi adate cımbızlanarak çıkarılmış.
Suriye’de gelişmeler baş döndürücü bir hız kazandı. Beşar Esad’ın 7 Aralık akşamı Moskova’ya kaçmasından yalnızca bir hafta sonra, 14 Aralık’ta Suriye’nin geleceği konusunda ilk masa Ürdün’ün Kızıldeniz liman şehri Akabe’de kuruldu. Bu toplantı iki oturum halinde yapıldı. Sekiz Arap ülkesi (ev sahibi Ürdün, Mısır, Suudi Arabistan, Irak, Lübnan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Bahreyn) dışişleri
Şam’daki rejim değişikliği boşluğundan yararlanan İsrail, savunmasız kalan Suriye’ye ağır darbeler indiriyor. İsrail uçakları 9 Aralık’ta Lazkiye limanında Suriye’ye ait ne kadar savaş gemisi, teknesi varsa bombalayıp batırdığında son birkaç gündür artan hava saldırılarının öncekilerden farklı olduğu anlaşılmıştı. Nitekim 10 Aralık sabahı İsrail Ordu Radyosu, tarihlerinin en büyük hava harekâtıyla Suriye’nin askeri altyapısını ortadan kaldırdığını
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suriye’de Heyet Tahrir Şam (HTŞ) ve ona bağlı muhalif grupların Şam’ı ele geçirdiğini ve Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Şam’ı terk ettiğini duyurması üzerine yaptığı değerlendirmede Suriyeli mültecilerin ülkelerine geri dönmesi için çalışma başlattıklarını duyurdu. Doha Forum 2024 kapsamında Katar’da bulunan Dışişleri Bakanı 8 Aralık’ta burada yaptığı basın açıklamasında Suriye’deki gelişmeleri değerlendirdi.
Suriye’de silahlı muhalif güçler, başkent Şam’a girdiklerini, Baas Partisi rejiminin devrildiğini ve Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın 7 Aralık itibarıyla kaçtığını ilan etti. Reuters haber ajansı, Esad’ın ülkeyi, “bilinmeyen bir yöne” doğru terk ettiğini bildirdi. Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) önderliğindeki muhalif güçlerin rejimi devirdiği açıklamasından kısa süre önce bir açıklama yapan Başbakan Muhammed Gazi El Celali,
Önceden söyleyeyim: “Batı kendini batırırken Çin Batının ekonomi-politik putlarını kırıyor” demek, ne Komünist Parti yönetimindeki Çin’e övgü, ne kendi değerlerini batırmakta olan Batının halinden memnuniyet duymak anlamına geliyor. Bu yazı daha çok 21’inci yüzyılın ilk çeyreğini bitirirken geldiğimiz ve aşmak üzere olduğumuz eşiğin fotoğrafını çekme gayretidir. Batı kendi kurallarını çiğnerken Son örnekten başlayalım. Fransa’da Michel
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Hukuk Başdanışmanı Mehmet Uçum’un 27 Kasım’da CNN Türk’de Dicle Canova’ya söyledikleri MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Öcalan Açılımının “Terörsüz Türkiye’nin” yanı sıra Erdoğan’ın yeniden aday olma yolunu açma amacını da ortaya koyuyordu: “7 Mayıs 2028’den önce Meclis’te alınacak kararla Cumhurbaşkanımıza adaylık yolu açılabilir. Erdoğan, Türkiye’nin milli bir değeridir. Böyle bir değerimiz varken, güçlü









