Londra Enerji Kulübü YK Başkanı
İran’da yaşananlar artık yalnızca “lider nasıl öldürüldü?” sorusunun ötesine geçti. İran örneğinde Dini lider Ali Hamaney’in öldürülmesi, sıradan bir lider kaybı değil; sistemin omurgasına yönelik eşzamanlı ve çok boyutlu bir darbe. Hamaney’in öldürülmesi tek başına da tarihsel bir kırılma olurdu. Ancak tablo bununla sınırlı değil. Aralarında İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musavi, Savunma Bakanı Aziz Nasırzade,
Bu sabah dünya tek bir krize uyanmadı. Üç ayrı fay hattı aynı saatlerde hareketlendi. Pakistan, Afganistan sınırındaki çatışmayı “açık savaş” olarak tanımladı. İsrail, ABD ile koordineli şekilde İran’ın nükleer tesislerini hedef aldı. İran, misillemeyle Körfez’de ABD varlığına yönelik saldırılara girişti. Aynı anda Rusya–Ukrayna savaşı da sürüyor. Bu tabloyu tekil olaylar olarak okumak yanıltıcı olur. Bu,
Türkiye’de — ve aslında dünyanın birçok yerinde — aynı tartışmayı yapıyoruz. Daha güçlü bir ordu mu? Daha büyük bölgesel nüfuz mu? Enerji merkezi olma hedefi mi? Karizmatik bir küresel lider mi? Savunma teknolojisinde sıçrama mı? Modernliği simgeleyen, devasa kaynaklar yutan altyapı projeleri mi? Bunların hepsi önemli. Ama belki de yanlış yerden başlıyoruz. Asıl soru daha
ABD-İran krizinde de jeopolitik analiz çoğu zaman mevcut güç dengelerinin soğuk hesabına dayanıyor. Uçaksavar, radar sistemleri, füze menzilleri, yaptırım paketleri, uçak gemileri… Ancak bazen bilinçli biçimde gerçeklikten bir adım uzaklaşıp “olursa ne olur?” sorusunu sormak daha yararlı olabilir. Çünkü alternatif senaryolar, tıkanmış denklemlerde yeni çıkış yolları gösterebilir. Hatırlayalım: Çin arabuluculuğunda İran ile Suudi Arabistan arasında
Londra bugün sadece ekonomik verilerle ya da seçim anketleriyle meşgul değil. Hafızalara kazınan tek bir görüntü var: Kralın kardeşi, 66. yaş gününde tutuklanıyor. Andrew Mountbatten-Windsor’ın gözaltına alınması, sıradan bir hukuki süreç değil. Bu olay, Birleşik Krallık’ın içinde bulunduğu çok boyutlu krizin sembolik bir zirvesi. Jeffrey Epstein dosyalarında adı geçen en yüksek profilli isimlerden biri olan
Dünya yeniden sertleşiyor, ihtilaflar kızgınlaşıyor. Savaşlar sadece cephede değil; sigorta poliçelerinde, liman işletmelerinde, ödeme sistemlerinde ve yarı iletken fabrikalarında yaşanıyor. 21. yüzyılın güç mücadelesi artık toprak işgali üzerinden değil, akışın kontrolü üzerinden yürüyor: enerji akışı; ticaret akışı; finans akışı; veri akışı. Kim bu akışları kontrol ederse, geleceğin ekonomik düzenini o şekillendiriyor. 2035’e giderken asıl soru
Çin’i uzaktan izleyenler için tablo basit görünüyor: Lider Şi Cinping (Şi Cinping) güçlü. Komünist Parti güçlü. Ordu güçlü. Sistem kontrol altında. Gerçekte ise Pekin’de son iki yıldır yaşananlar, bu “istikrar” görüntüsünün arkasında çok daha derin bir sarsıntıya işaret ediyor. Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nda alışılmadık büyüklükte bir tasfiye dalgası var. Sadece birkaç komutan değil. Tüm komuta
Kıbrıs meselesi onlarca yıldır aynı diplomatik kalıplarla konuşuluyor: Federasyon, iki toplumlu eşit siyasi temsil, kapsamlı çözüm, güven artırıcı önlemler… Ancak bugüne gelindiğinde milim ilerleme sağlanamadığı da ortada. Önümüzdeki dönemde yaşanacak gelişmeler bize tarihin her zaman müzakere masasında değil, teknik kararların satır aralarında da yön değiştirebileceğini gösterebilir. 2026’nın ilk 6 ayındaki AB dönem başkanı Güney Kıbrıs’ın
Başlığın daha uzun şekli şu: Stratejik tercih ve Brüksel’e yazılan mektuplar neden etkili olamıyor? Avrupa Birliğinin neden Türkiye’yle yeni bir hikâyeye ihtiyacı var? Türk iş dünyası adına DEİK tarafından Avrupa Birliği liderlerine hitaben kaleme alınan ve 31 Ocak’ta Financial Times gazetesinde paralı ilan olarak yayımlanan açık mektubu ilk gördüğümde aklımdan geçen cümle şuydu: İyi niyetli,
Çin’de son aylarda yaşanan ve kimi çevrelerce “askerî darbe girişimi” olarak sunulan, daha yaygın ve temkinli biçimde ise üst düzey askerî tasfiye dalgası olarak tanımlanan gelişmeler, Xi Jinping’in (Şi Cinping) iktidarının gücü ve niteliği üzerine tartışmaları yeniden alevlendirdi. Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun (PLA) tepesindeki generallerin birbiri ardına görevden alınması, soruşturma altına alınması ya da kamuoyunun









