30 Ağustos Zafer Bayramı’nı Bağımsızlık Savaşımızın son perdesi olan ve 25 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz’un 1922’de tamamlandığı gün olarak kutluyoruz. Yalnızca bu önemli günü anmak değil, zaferin kime ve neye karşı kazanıldığını hatırlamak ve bununla yüzleşmek gerekiyor. Türkiye’de kitleleri vatan kavramıyla tanıştıran Namık Kemal oldu. “Vatan Yahut Silistre” eserinin sahnelenmesi ve halktan büyük ilgi görmesi
Yeri geldiğinde saatleri sabahın beşine kurup hepimizi ekran başına bağlayan, neredeyse tüm oyuncuları ezbere saymamızı sağlayan, dans etme özürlüsü olsak bile şampiyonluklarından sonra erik dalı oynamamızın müsebbibi Türkiye A Milli Kadın Voleybol takımı 2015-2016 arasındaki Ferhat Akbaş dönemini saymazsak 2007 yılından beri Çizme’den gelen hocalara emanet. İstanbul’da oynadığımız beş takımının hepsinin antrenörleri tıpkı bizim hocamız
16 Ağustos 2026’da ilan edilen Fethiye-Kaş Deniz Millî Parkı ile Kuzey Ege Deniz Millî Parkı, toplam yaklaşık 2,34 milyon hektarlık deniz alanını kapsıyor. Böylece Türkiye’de deniz alanları ilk kez açıkça “millî park” statüsüyle koruma altına alınmış oldu. Ancak bir alanın sınırlarını harita üzerinde çizmek, o alanı gerçekten korumaya yetmez. Millî parkların başarısı; bilimsel verilere dayanan
Ratko Mladiç öldü. Ama onun ölümü, Balkanlar’ın otuz yıl önce kapandığı düşünülen en karanlık defterlerinden birini yeniden açtı. Mladiç, Bosna Savaşı sırasında Bosnalı Sırp ordusunun komutanıydı. Srebrenitsa soykırımı, Saraybosna kuşatması, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarından hüküm giymiş, hakkında 1995’te hazırlanan iddianameden sonra kaçarak izini kaybettirmişti. 16 yıl saklandıktan sonra 2011’de Sırbistan’ın bir köyünde yakalanıp,
Tamam, “Türkiye demeyelim”, konuyu sadece PKK’nın silah bırakmasına sıkıştırmayalım. Tamam, “Çözüm süreci” de demeyelim; akla daha önceki başarısızlıkları, her başarısızlığın ardından daha fazla kan dökülmesini getirmeyelim. Tamam, “Milli Dayanışma ve Bütünleşme” hiçbir cazibesi olmayan, bürokratik bir sıfatı kimse kullanmaz zaten. Tamam, Kürt sorununa siyasi çözüm süreci de demeyelim, konu orayı da aşıyor, Anayasa’nın 2’nci maddesinde
DEM Parti İmralı heyeti 26 Ağustos’ta Ankara’da Starton Otel’de bir basın toplantısı düzenledi. İmralı heyetinden Şanlıurfa Milletvekili Mithat Sancar, önceki BDP Eş Genel Başkanı ve görevden alınmış Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak ve İmralı’da PKK lideri Abdullah Öcalan’la tutulmuş, 34 yıl hapis yattıktan sonra serbest kalan Çetin Arkaş konuştular. Son yıllarda bu kadar geniş
Türkiye önümüzdeki kışa hazırlanırken yalnızca petrolün, doğal gazın ve elektriğin fiyatına bakmamalı. Bence masanın üzerine konulması gereken daha tatsız bir senaryo var: İran ve Rusya üzerindeki yaptırım baskısının aynı anda sertleşmesi ve bu kez Türkiye’ye geniş hareket alanı bırakılmaması. İran güneyimizde, Rusya kuzeyimizde. İkisi de yalnızca enerji tedarikçisi değil; ticaret, turizm, taşımacılık, finans ve bölgesel
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Daire, Osman Kavala’nın haklarının ihlal edildiğine dair ikinci başvurusunda da Türkiye’yi haksız buldu. 25 Ağustos’taki duruşmada açıklanan kararla Türkiye’nin imzacısı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) altı maddesini ihlal ettiğine hükmetti. “İnsan hakları ihlal edildi” AİHM daha önce 2019’da Gezi Davası nedeniyle mahkûmiyet alan Kavala’nın durumunun AİHS’nin “özgürlük ve
İnsanlık, tarihi boyunca kendi sınırlarını aşmak için araçlar üretti. Ateşi evcilleştirdi, tekerleği icat etti, buharın ve elektriğin gizemini çözerek medeniyetler kurdu. Sanayi devrimi, insanın kas gücünün yerine makineyi koyarak dünyanın güç haritasını yeniden çizdi. Bugün içinden geçtiğimiz devrim ise öncekilerden farklı bir nitelik taşıyor. Çünkü makineler bu kez ilk defa insan aklının yaptığı işlere ortak









