10 Kasım Pazartesi günü Beyaz Saray’da gerçekleşen sahne, Orta Doğu siyasetinin son on yılındaki en dikkat çekici diplomatik anlarından biriydi. ABD Başkanı Donald Trump ve Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara, kameralar önünde tokalaşırken, bu görüntü yalnızca iki ülke arasındaki uzun süredir kopmuş ilişkilerin onarılmasına değil, aynı zamanda Suriye iç savaşının ardından şekillenmekte olan yeni
ABD Başkanı Donald Trump’ın 10 Kasım’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile Beyaz Saray’daki görüşmesi hem Suriye hem de Ortadoğu’nun geleceği açısından yeni gelişmelere gebe. Bu görüşmenin bir aşamasına Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılması uluslararası ilişkilerde pek rastlanan bir durum değil ve Suriye’nin geleceğinde Türkiye’nin ağırlığını koruduğunu ve Suriye’nin yeniden kuruluşunda Türkiye’nin etkisini artıracağını gösteriyor.
Bu belgenin Türkiye’nin işgalden kurtuluş ve yeniden, bir Cumhuriyet olarak kuruluşunun önderi, milli kahramanımız Mustafa Kemal Atatürk inkârcılarını utandıracağını sanmıyorum. Bildikleri yolda devam edeceklerdir. Ne yazık ki Atatürk saygı ve sevgisinin devletin asli, güçlerinden, siyaseti, yargıyı, askeri, üniversiteyi kontrol eden kuvvetlerim Atatürk saygı ve sevgisini teşvik etmek değil, unutturmaya çalışıldığı bir dönemdeyiz. Geçmişte, örneğin 12
Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve Dışişleri Bakanı Esad Şeybani’nin ABD Merkezi Komutanlık (CENTCOM) generalleriyle basketbol oynarken görüntüleri, Şeybani tarafından 9 Kasımda sosyal medyada yayıldı. İki gün önce BM Güvenlik Konseyi, daha önce yaptırımlara önayak olan ABD’nin önerisiyle (Çin’in çekimser oyuna karşı) 14 oyla Şara üzerindeki terörist ilan edilmesiyle getirilen yaptırımları kaldırmıştı. ABD Şara’yı 8
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye’de nüfus artış hızının düştüğüne işaret ederek “Bu bir intihardır” dedi. Erdoğan iktidara gelişinden bu yana gösterdiği “Her aileye üç çocuk” hedefinin tutmadığını dolaylı yoldan kabul ederek “Niye en az dört çocuk, beş çocuk olmasın?” diye sordu. Üç Çocuk Hedefi Tutmasa da Azerbaycan dönüşünde uçağa kabul ettiği gazetecilere konuşan Cumhurbaşkanı, TBMM gündemindeki
Beş gazeteci meslektaşımız Soner Yalçın, Ruşen Çakır, Yavuz Oğhan, Şaban Sevinç ve Batuhan Çolak, 6 Kasım Günü evlerine gelen polisler tarafından İstanbul Emniyet Müdürlüğüne götürülerek sorgulandı. Adı “gözaltı” değildi ama Emniyet’e götürüldüler, ifadeleri alındıktan sonra yurt dışı çıkış yasağı ve adli kontrol koşuluyla, telefonlarına el konularak, geceyi Emniyet’te geçirmeden serbest bırakıldılar. Aslı Aydıntaşbaş, Türkiye’de olsaydı,
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik soruşturmalar çerçevesinde beş gazeteci, Soner Yalçın, Ruşen Çakır, Yavuz Oğhan, Şaban Sevinç ve Batuhan Çolak, İstanbul Emniyetinde sorgulandıktan sonra adli kontrol ve yurt dışına çıkış yasağı koşuluyla serbest bırakıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, aynı çerçevede, ABD’de bulunan gazeteci Aslı Aydıntaşbaş’ın ifadesinin de alınmasını Emniyet’ten istedi. Başsavcılık açıklamasında gazetecilerin, “İmamoğlu
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek genellikle mutedil bir üslupla konuşuyor ama bazı durumlarda verdiği mesajlar demirden leblebi gibi oluyor. 4 Kasım’da İstanbul’da Türkiye Sermaye Piyasaları Birliğinde (TSPB) yaptığı konuşmada söyledikleri de öyle. Bazı fonlar üzerinden Borsa manipülasyonu yapıldığını bildiklerini söyleyen Şimşek bunlarla “mücadele dozunu artıracaklarını” söyledi. Şimşek, TSBP toplantısına vermek istediği en önemli mesajın









