Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı “bekleyen şahsi tehlikeler” olduğunu öne sürdü. “Devlet içinde kendisini devletten güçlü zannedenler” olduğunu söyleyen Davutoğlu, Erdoğan’ın karşısında bir “rövanşizm”, yani “intikamcılık” tehlikesi bulunduğunu iddia etti. Davutoğlu siyaset gündemini sarsan bu iddiaları T24’te gazeteci Murat Sabuncu’ya verdiği -ve ağırlığı Suriye ve sığınmacılar olan ayrıntılı söyleşisinde ortaya attı. “Çok
Washington’daki son NATO liderler zirvesinde Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore şimdiye kadar olduğundan daha sert ifadelerle İitifak’a ‘hasım kamp’ olarak tanımlandı, fay hatları keskinleştirildi. Ukrayna asıl öncelik olarak gündemde yerini aldı. 2026 yılındaki NATO liderler zirvesinin Türkiye’de yapılmasının kararlaştırılması ise bizim açımızdan belki de en önemli karar idi. Ortak Bildiride bir de Karadeniz’deki seyrüsefer
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Filistin topraklarında kapsamlı ve sürdürülebilir barış tesis edilene kadar İsrail ile NATO nezdinde işbirliği yapılması yönündeki girişimler, Türkiye tarafından onaylanmayacaktır” dedi. Erdoğan, Vaşington’da yapılan NATO 75’inci yıl Zirvesinin ardından 11 Temmuz’da düzenlediği basın toplantısında “Müttefikliğimizin temel değerlerini ayaklar altına alan İsrail yönetiminin NATO ile ortaklık ilişkisini sürdürmesi mümkün değildir” dedi. Diğer
75’inci yıldönümünde Vaşington’da yapılan NATO Zirvesi 10 Temmuz’da yayınlanan 38 maddelik bildiriyle sonuçlandı; 6 maddelik bir de “Ukrayna’ya uzun-vadeli güvenlik yardımı” eki var. Rusya’nın öncesinde “dikkatle izleyeceğini” açıkladığı zirve bildirgesinde Rusya bir numaralı tehdit olarak gösterildi. Ukrayna’ya dayanışmanın ayrı bir oturum olarak ele alındığı ve önümüzdeki yıl 40 milyar dolar ederinde maddi ve askeri yardım
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek iş insanlarıyla ve kuruluşlarıyla toplu görüşmeler yapıyor. Her görüş, öneri ve isteğin serbestçe ifade edildiğini duyuyorum. Ancak bunların ne kadar dikkate alındığı belli değil. Bazı iş insanları toplantıların yapılacak düzenlemeler hakkında iş dünyasını önceden bilgilendirerek tansiyon ölçme amacına yaradığı kanaatindeler. Bu görüşler TÜSİAD Yüksek İstişşare Kurulu toplantısında da dile
2024 seçimleri Türkiye siyasetinde uzun zamandır görülmemiş bir seçmen hareketliliğine sahne oldu. Seçmen tercihlerinin seneler boyu kemikleşmiş bir tablo sergilediği ülkemizde, bu kez tüm parti seçmenlerinde dikkat çeken kopuşlar izlendi. Kopanların bir kısmı sandığa gitmezken bir kısmı parti değiştirdi. Hem sandığa gitmeme, hem de parti değiştirme oranı iktidar seçmeninde daha fazla gerçekleşirken, CHP, seçmenini en
Mersin’in Akkuyu bölgesinde inşa edilen Türkiye’deki ilk nükleer enerji elektrik santrali geçenlerde uluslararası basına bir yolsuzluk soruşturmasıyla çıkmıştı. Akkuyu Nükleer Güç Santralinin sahibi olan Rusya’nın Rosatom şirketinin inşaat çalışmalarından da sorumlu yatırımlar direktörü Gennady Sakharov 15 yıl hapisle yargılanacaktı. Sakharov’un Rusya’da suçüstü yapılan bir rüşvet operasyonunda tutuklandığı haberi ilk kez 28 Mart’ta Ukrayna medyasınca duyurulmuştu.
CHP lideri Özgür Özel’in 9 Temmuz’da TBMM Grubuna hitabında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a ekonomi odaklı muhalefet çıtasını yükseltti. Hem “Ya geçim ya seçim” sloganıyla söylemde hem de Saat 21.00’de ışıkları söndürüp yakma çağrısıyla eylemde. Eylem olabilecek en pasif eylem çeşidi ama çağrışımları var. 1997’de Necmettin Erbakan-Tansu Çiller RefahYol koalisyonunun 3 Kasım 1996 Susurluk Kazasıyla ortaya saçılan
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan NATO’nun Rusya’nın Ukrayna’ya savaşında “taraf haline getirilmemesi” gerektiğini söyledi. Erdoğan bu açıklamayı NATO’nun 75’inci yıldönümünde düzenlenen 9-11 Temmuz Washington Zirvesine hareketinden önceki basın toplantısında yaptı. Bu tam da NATO’nun Ukrayna’yla dayanışma konusunu ayrı bir oturum olarak ele alacağı Zirve öncesinde Rusya’yla doğrudan mücadele eğilimlerine karşı peşinen veto işaretiydi. Basın toplantısı öncesinde Erdoğan’a
Avrupa Birliği, bilindiği gibi, önce Ortak Pazar adıyla altı devletle kurulduğu 1957’den bu yana, halihazırdaki birçok sorununa rağmen son 70 yılda büyük bir ilerleme gösterdi. Hem derinleşme, hem de genişleme şeklinde gerçekleşen bu ilerleme, bir aşamanın diğerini hazırlamasını öngören ve adım adım ilerleyen “incrimental” bir yöntemle gerçekleşti. Bugün Avrupa kıtasının büyük bölümünü kapsayan demokrasi, özgürlük,









