Koronavirüs Covid-19 pandemisiyle karmaşık, çok yönlü, çoklu soru-cevap gerektiren bir olguyla karşılaştık. Sorunu zamansal ve coğrafi diye tanımlanacak, her biri üç aşamalı iki ayrı bölümde ele almak yararlı olabilir.Zamansal olarak, salgının henüz yaşanma süreci içindeyiz. Nasıl, ne zaman sona ereceği konusunda kesin bir bilgimiz yok. İkinci aşama, şu an bütün hükümetlerin bu durumdan nasıl çıkılacağına
“Sanatkâr kanaatten doğan bir imanla, herhangi mevzua ve fikre can verebilir. Bazen aleyhinde olduğum bir fikrin bile, bu şartla yarattığı sanat eserini lezzetle okuduğum vakidir.” Sultanahmet Mitinginde yaptığı konuşmayla Milli Mücadelenin simgelerinden birine dönüşen, edebiyat ve siyaset tarihimizin çok yönlü siması Halide Edip, daha sonra siyasi görüş ayrılıkları nedeniyle uzun yıllar Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde yaşamıştı.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı 23 Nisan akşamı Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı için çocuklarla kamera karşısına geçip İstiklal Marşını birlikte okumasında değil hata. O saatte zaten 23 Nisan’a önem veren milyonlar ayaktaydı, pencerelerde balkonlarda İstiklal Marşı söylüyordu bayraklarıyla.Hata, video aracılığıyla yapılan kabine toplantılarında dahi bakanları, halka açık bir şekilde 2 metre sosyal mesafe kuralına uymadığı için
Koronavirüs günlerinde sık sık aklıma Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “Kuyruklu Yıldız Altında bir İzdivaç” kitabı, özellikle de büyük üstadın inanılmaz bir başarıyla canlandırdığı İstanbullu komşu hanımların pencereden pencereye yaptığı sohbet geliyor:“-Dünyaya kuyruklu yıldız çarpacakmış…“-… Çarpacaksa çarpsın… Ne var? Kapımı kapar, evceğizimde otururum…”“- Emine kardeş sen ne kadar aptallaşmışsın? Hiç o koca mefret, o saçaklı Raziye bu
Covid-19 pandemisinin sebep olacağı vahim sonuçların hangi boyutlara varabileceği bütün dünyada tartışılıyor. Ekonomik olarak, krizin kalıcı olumsuz etkiler yaratacağı hususunda hemen bütün uzmanların görüş birliği içinde olduğu görülüyor. Diğer taraftan, krizin bazı olumlu gelişmelere yol açtığı ve küresel anlamda beklenen uyarıyı yarattığı da kabul ediliyor. Bunlara hep birlikte bir göz atalım.Covid-19 salgınının hemen öncesindeki ekonomik
Tarih 15 Mayıs 1919 idi. Sultan Mehmet Vahdettin’in Başkâtibi, bugünkü söyleyişle Özel Kalem Müdürü Ali Fuad Bey müsaade istedi, makamına girdi. Elinde bir telgraf vardı; İzmir’den geliyordu. Telgrafta “bir devlet-i ecnebiyyenin” İzmir’e asker çıkardığı yazıyordu.Halife Vahdettin telgrafı okudu sonra Ali Fuad Bey’e dönüp hemen Bab-ı Âli’ye, Sadrazam’a gidip şunu sormasını istedi: “Menteşe Sancağını işgal eden
Evet, 22 Nisan Dünya Günü. Hem de bu yıl ellincisi. Peki, bu önemli günü kutlayabilecek miyiz sizce? Görünen o ki, COVID-19 hastalığının neden olduğu salgının gölgesinde, çoğumuz sessiz sedasız bir şekilde evlerimizdeyiz. Hep birlikte doğaya bile çıkamıyoruz şu günlerde. Bu durumu fazlasıyla hak ettik esasında, çünkü doğayı koruma ve verdiğimiz hasardan kurtarma görevinde başarısız olduk.
Kuruluşuna Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün önayak olduğu Türk Eğitim Derneği, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 100’üncü kuruluş yıldönümü olan 23 Nisan 2020’de hem çocuklara, hem de Meclis’e anlamlı ve güzel bir armağan hazırladı.TED okullarının bulunduğu şehirlerden çocukların söylediği “Ben Bir Çocuğum” şarkısının sözleri de 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının ruhuyla uyumlu şekilde umut
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan belediyelere neden bu kadar taktı, biliyor musunuz? Pek çok neden sayabileceğinizi tahmin edebiliyorum; belediye gelirlerinden, o gelirleri yardım paketlerinden cemaat vakıflarına dek AK Parti oy tabanına aktarmaya kadar. Başka bir boyutunu, daha ekonomi-politik, daha sınıfsal bir boyutunu dikkatinize getirmek istiyorum bugün. Özellikle de koronavirüs Covid-19 salgının, bütün o “Bir şey yok, her
COVID-19 kısa sürede yerel bir sorundan küresel bir salgına dönüştü. Geçmişteki deneyim ve tüm uyarılara rağmen, insanlar kadar devletler ve şirketler de bu salgına hazırlıksız yakalandı. Virüs dolaşmıyor, ama insanlar dolaştıkça çok geniş kitlelere bulaşıyor. Bu nedenle, devletler farklı insanların hareketlerini sınırlandırma yönünde kararlar alıyorlar. Ancak, ‘Hareket demek, bereket demektir’ ve hareket kısıtlanınca ekonomik faaliyet









