Öncelikle şunu söylemek lazım: AK Parti ile MHP arasında son haftalarda su yüzüne çıkan gerilim “Cumhur İttifakında çatlak” denecek boyutta değil. İki parti çıkar birliği bağıyla bağlı; bugüne dek daha ağır badireleri atlattılar. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin 2002 yılında Bülent Ecevit’e çektiği rest gibi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a “Haydi seçime” resti çekmesi çok zor. Öte yandan
CHP’nin zor Eylül’ü başlığı yanıltıcı olabilir; çünkü CHP zaten 2025 başından bu yana zor sınamalarla karşı karşıya. Bir yandan Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart’ta gözaltına alınması ve peşi sıra gelen CHP’li belediye başkanları soruşturmaları gibi CHP-dışı etkenler, diğer yandan Kurultay iptali davası gibi CHP-içi etkenler CHP’de Özgür Özel yönetimini çok cephede aynı anda mücadeleye zorlandı. Özel
Seçmeni kazanamıyorsan, seçileni kazan. Ya da Seçmenin oyunu alamamışsan, o seçmenin başka partiden oyunu almış olanı ister teşvik ister tehdit ya da iknayla transfer et. Ya da medya kampanyalarıyla soruşturmalara, tutuklamalara zemin hazırlanmasını sağla, yerine kayyım ata; yani saf dışı bırak. AK Parti’nin 31 Mart 2024 yerel seçimlerinden bu yana izlediği siyaset tarzı bu. Bu
CHP lideri Özgür Özel, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın artık “yorulduğunu, yaşlandığını, ümit veremediğini” öne sürdü. Partisinin 20 Ağustos akşamı Üsküdar’daki mitinginde konuşan Özel, Erdoğan’ın “salon merkezli” siyaset yaptığını, sokağa, çarşı pazara çıkamadığını, kendisininse Türkiye’nin şehirlerinde halkın karşısına çıktığını söyledi. Anketlerde Ekrem İmamoğlu’nun Erdoğan’ın “açık farkla” önünde olduğunu, Erdoğan’ın bu yüzden seçimden çekindiğini ileri süren Özel, Mücahit
Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun CHP’den AK Parti’ye geçişi, sıradan bir siyasetçi transferinden çok bir siyasi ilticaya benziyor. Çerçioğlu AK Parti’ye geçip kendisini şimdilik kurtarmış görünüyor ama CHP’li belediyelere yönelik İmamoğlu soruşturmaları devam ediyor. Son olarak Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney ve onunla birlikte 44 kişi gözaltına alındı. Bu 9’uncu gözaltı dalgası olmuş. CHP
CHP lideri Özgür Özel, İmamoğlu soruşturması tutuklularından iş insanı Murat Kapki’nin AK Partili Mücahit Birinci’den Tekirdağ Cumhuriyet Savcılığına şikayetçi olup suç duyurusunda bulunduğu belgeyi açıkladı. Özel 14 Ağustos’ta CHP Genel Merkezinde düzenlediği basın toplantısında Kapki’nin anlatımına göre Birinci’nin avukat sıfatıyla cezaevinde kendisiyle görüşerek 1,5 sayfalık bir ifade tutanağını imzalaması ve kendisine 2 milyon dolar
MHP lideri Devlet Bahçeli 11 Ağustos’ta yaptığı “Belediyeler başta olmak üzere” vurgusuyla “yayılan ve yoğunlaşan hukuki davalardan süratle kurtulmak” gereğini vurgulayan açıklamasında doğrusu Ekrem İmamoğlu’nun adı geçmiyor. Ama siyasetle biraz ilgisi olan herkes bunu okuyunca konunun İmamoğlu Davaları, adresin ise Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan olduğunu anlayabiliyor. Bahçeli adeta Erdoğan’a “İmamoğlu soruşturmaları uzadıkça iktidarı yıpratıyor, konuyu bir
Sahte e-imza ve sahte diploma ve resmî belge sahteciliği skandalı devletin siber güvenlik zafiyeti olup olmadığını sorgulatırken Cumhurbaşkanlığına bağlı kurulan Siber Güvenlik Başkanlığının başına henüz kimsenin atanmadığını ortaya çıkardı; en azından bu yönde kamuya açık bir bilgi yok. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından 8 Ocak 2025’te Resmi Gazetede yayınlanan kararname ile kurulan Siber Güvenlik Başkanlığı’na (SGB)
Almanya Hükümet Sözcüsü Stefan Kornelius, 25 Temmuz’da Türkiye’ye 40 adet Eurofighter Typhoon savaş uçağı satışı için onay verdiklerini doğruladı. Böylece Türkiye’nin Eurofighter uçakları alımı önünde yalnızca Türkiye’nin kendisine sunulan seçenekli fiyat teklif değerlendirmesini tamamlayıp, gerekiyorsa karşı teklif sunması kaldı. O aşama da geçilirse İngiltere, Almanya, İtalya ve İspanya ortak yapımı savaş uçağının Türk Hava Kuvvetlerine
Ekrem İmamoğlu soruşturmalarında aslında gedik çok ama masasında Beyaz Toros maketli savcı ve İletişim Başkanlığından alınan Fahrettin Altun’un itirafı bu gediklerin şimdiye dek en büyükleri oldu. İkisi de son hafta su yüzüne çıktı. İkisi de birer gazeteci sayesinde: Biri, Altun’un avukatının Ertuğrul Özkök’e cevabı, diğeri de Ruşen Çakır’ın İmamoğlu mülakatıyla. Şimdi ayrıntılara girelim, çünkü









