Acaba ABD Başkanı Donald Trump’a Nobel Barış Ödülü verilseydi İran’a saldırır mıydı? Bugün bu soru artık anlamını yitirmiş görünüyor. Çünkü mesele ödül ya da uluslararası meşruiyet değil, mesele karar alma tarzı. Trump’ın siyaset anlayışı, ilkesel çerçeveden ziyade anlık güç projeksiyonuna ve kişisel siyasi hesaplara dayanıyor. Böyle bir liderlik tarzında sembolik bir “barış” unvanının caydırıcı olması
İran Dini Lideri Ali Hamaney’in 28 Şubat’ta İsrail ve ABD güçlerince başlatılan saldırıda öldürüldüğü İran Devlet Televizyonunca doğrulandı. Hamaney’in 28 Şubat sabahı, Türkiye saatiyle 06.00, İran saatiyle 09.30’da başlatılan ilk hava akınında, Tahran Üniversitesi yakınlarında, Pasteur Caddesindeki “Beyt-i Rehbâri-Rehberlik Evi” yerleşkesindeki makamının bombalanmasında öldürüldüğü açıklandı. İsrail’in “Aslan Kükremesi”, ABD’nin de “Destansı Öfke” adını taktığı ABD-İsrail
İsrail ve ABD’nin eşgidim içinde 28 Şubat erken saatlerde İran’a saldırmasının ilk büyük sonucu İran’ı 37 yıldır yöneten Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’in öldürülmesi oldu. (*) Hamaney ile birlikte İslam Cumhuriyetinin önemli kurmaylarının da daha saldırının başladında öldürüldüğü bildiriliyor. İsrail 28 Şubat’ın erken saatlerinde İran’a saldırdı. İran’ın İsrail’e ve ABD’in askeri harekat hazırlığına destek veren
ABD-İran krizinde de jeopolitik analiz çoğu zaman mevcut güç dengelerinin soğuk hesabına dayanıyor. Uçaksavar, radar sistemleri, füze menzilleri, yaptırım paketleri, uçak gemileri… Ancak bazen bilinçli biçimde gerçeklikten bir adım uzaklaşıp “olursa ne olur?” sorusunu sormak daha yararlı olabilir. Çünkü alternatif senaryolar, tıkanmış denklemlerde yeni çıkış yolları gösterebilir. Hatırlayalım: Çin arabuluculuğunda İran ile Suudi Arabistan arasında
Resmi uçağı Air Force-1 elektrik arızası nedeniyle geri dönünce, ABD Başkanı Donald Trump’ın İsviçre’nin Davos kasabasındaki Dünya Ekonomik Forumu toplantısına varışı gecikti. Ama Davos’a katılan dünya liderleri iki gündür Trump yönetiminde ABD politikalarının, sadece Avrupa’ya değil küresel ekonomi ve siyasetteki sarsıntılarını tartışıyor. Rusya-Ukrayna savaşından, NATO müttefiki ve Avrupa Birliği üyesi Danimarka’dan Grönland’ı ısrarla istemesine kadar
Dün, 13 Ocak’ta, TBMM standartlarına göre bile alışılmadık bir gelişme oldu. MHP lideri Devlet Bahçeli, olayların devam ettiği ve öldürülen göstericilerin arttığı İran’daki Azeri Türk (*) toplumuna Meclis kürsüsünden şifreli bir çağrıda bulundu. Bahçeli’nin konuşmasının ana fikri aslında ABD ve İsrail’in bölgemizdeki Siyonist ve emperyalist niyetleriydi. Örneğin, kendi başlattığı terörsüz Türkiye sürecinin Suriye ayağında, SDG’nin
İran’da güvenlik güçlerinin göstericilere ateş açması, can kayıplarının gayrı resmi bilgilere göre 500’ü aşması ve ülkenin adeta dijital bir karanlığa gömülmesi, artık sadece bir iç düzen sorunu değil. Bu tablo, bölgesel güç dengelerini sarsabilecek bir jeopolitik kırılma anına işaret ediyor. ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın kendisine “uzlaşma mesajları” göndermesinin “güçlü askeri seçenekleri” masadan kaldırmadığını söyledi.
Donald Trump ikinci defa ABD Başkanlığına seçildiğinden bu yana, ABD’nin dış politika hedeflerinin de önüne koyduğu kendi şahsî emel ve heveslerini gerçekleştirmek için Birleşmiş Milletler (BM) Yasası’nda ifadesini bulan temel ilkelere ters düşen, onları pervasızca ihlâl eden tutum ve davranışlar sergilemektedir. Tarihi Dönüm Noktası Son olarak, Başkan Trump’ın emriyle, BM üyesi Venezuela’nın başkenti Karakas’a 3
ABD Başkanı Donald Trump 7 Ocak’ta imzaladığı kararname ile kuruluşunu 2005’te İspanya Başbakanı Luis Rodriguez Zapatero ile birlikte (o dönem Başbakan) Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı Birleşmiş Milletler medeniyetler İttifakından çekildi. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, X hesabında Medeniyetler İttifakı dahil toplam 66 uluslararası kuruluştan çekilmelerine gerekçe olarak, bu kuruluşların “anti-Amerikan, işe yaramaz ve israf
ABD Başkanı Donald Trump’ın askeri güç kullanarak Venezuela Cumhurbaşkanı Nicolas Maduro ve eşini, başkent Karakas’taki evlerinden zorla alarak Nev York’a götürmesi ve orada hapsetmesi, nereden bakılırsa bakılsın, mevcut uluslararası düzenin açık ihlalini oluşturuyor. Cumhurbaşkanı Maduro, yüzde 200 enflasyon ile petrol zengini bir ülkede halkını fakirliğe mahkûm etmiş olan, ülkesinde halefi Chavez tarafından zayıflatılan demokrasiyi tamamen









