2026’ya girerken dünyaya baktığımda, içimde tuhaf bir duygu var: Demokrasiden herkes söz ediyor ama kimse gerçekten savunmuyor. Özgürlükler dilden düşmüyor ama hayatın içinden çekiliyor. İnsan hakları her bildiride var, sahada ise giderek daha az görünür. Bu sorular kafamda dolaşırken, geçen gün gazeteci dostum Ali Değermenci ile yaptığımız sohbet adeta düğmeye bastı: “Farkında mısın,” dedi, “Avrupa’da
Dışişleri Bakanlığının 2025 Büyükelçiler Konferansı 15-19 Aralık tarihlerinde Ankara’da yapıldı. “Barış, İstikrar ve Refah Üreten Dış Politika” temalı konferansın açılışında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün küresel güvenlik mimarisinin kendi haline bırakıldığını ifadeyle, bu yeni dünyada hareket tarzımızın ne olduğuna, diplomasi vizyonumuzu hayata geçirirken hangi ilke ve metotları benimsediğimize temas etti. Sıraladığı üç temel sütundan ikincisini
Avrupa Birliği denince uzun yıllar akla gelen tanımı bugün hâlâ hatırlıyorum: “Ekonomik dev, siyasi cüce.” O zamanlar bu ifade biraz abartılı, hatta haksız bulunurdu. Bugün ise bir polemik değil; neredeyse herkesin sessizce kabul ettiği bir gerçeklik hâline gelmiş durumda. Üstelik tablo geçmişe kıyasla daha da ağır. Avrupa artık sadece siyasi olarak değil; stratejik ve psikolojik
Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in 30 Ekim’de Ankara’da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la görüşmesi ardından X hesabından bir dizi Almanca ve Türkçe paylaşım yaptı. Hem Türkçe hem Almanca yaptığı tek paylaşımı asli, stratejik tutum olarak ele alabilirsek, şunları söyledi: • “Almanya ve Türkiye, NATO’da yakın ortaklardır: Türkiye, bizi ilgilendiren neredeyse tüm dış politika ve güvenlik politikası konularında önemli
Donald Trump, ikinci kez ABD Başkanlığı koltuğuna oturduğunda, Ukrayna’daki savaşı “bir günde” bitireceği vaadiyle dünya kamuoyunun ilgisini çekmişti. Putin’le geçmişten gelen “özel” ilişkisine güvenen Trump, Kremlin’i masaya oturtabileceğini ve savaşı ani bir hamleyle sona erdirebileceğini iddia ediyordu. Ancak yeniden başkanlık görevine başlamasından bu yana ne barış sağlanabildi ne de somut bir ateşkes ilanı geldi. Aksine,
Jeopolitik gelişmeler hızlanınca Türkiye’nin nasıl bir yolda ilerleyeceği sorusu gündeme yerleşti. Yaşanan son olaylar, bu sorunun dış politika kadar iç politika bakımından da güncellik taşımasını beraberinde getirdi. Esasen jeopolitik devinim dış politika ile iç politikayı birbirinden ayırmaz, daha da yakınlaştırır. Bütüncül bakışı gerekli kılar. Ayrıca, aksi düşünülse de yol ayrımı aniden oluşmaz. Başka bir ifadeyle,
ABD Başkanı Donald Trump’ın 18 Mart’ta Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’le aylardır konuşulan telefon görüşmesini yapacağını açıklaması, Kremlin’in de bunu doğrulaması küresel gerilimi doruğa çıkardı. Bunun birkaç gün öncesinde Trump’ın eğer Putin Ukrayna ateşkesi için koşullarını kabul etmezse mali yaptırımları artıracağını söylemesi bunun kanıtı. İsviçre bankası USB’nin “uzun süreli küresel ticari savaş” olasılığının arttığı uyarısı yapması
Dört yıllık bir aradan sonra ABD Başkanı Trump’ın ikinci dönemine girildi. Trump’ın ABD için Altın Çağ başlıyor sözleri çarpıcı. Aynı gün Fransa’da Le Figaro gazetesinin başmakalesinin “Batı’nın sonu” başlığı da anlamlıydı. Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreği büyük sarsıntılarla geride kaldı. İkinci çeyreğine Yeni Dünya’ya bakarak, birçok soruya yanıt arayarak giriyoruz. “Dünya Batı’yı nasıl yarattı?” Bugünlerde
Dünyada internetin gelişmesi 2000 sonrasında oldu. Ülkemizde Karayolları, Havayolları, Denizyolları vs ile ilgilenen Ulaştırma Bakanlarına, 22 yıldır bir de internet sorumluluğu veriliyor. Bu bakanlar maalesef, internetten bihaber açıklamalar yapıp duruyorlar. Son olarak geçen hafta sonunda bir açıklama okuduk. Neymiş, Avrupa’da internet altyapısında üçüncüymüşüz. Allahaşkına sayın bakan, sizin oralardan biz çok mu aptal görünüyoruz? İsmi neydi









