Dünyanın büyük güçleri arasında enerji krizine en hazırlıklı ülke hangisi diye sorulsa, çoğu kişinin aklına ilk olarak ABD gelir. Üretim gücü, LNG ihracatı ve finansal derinliği bu cevabı destekler. Ama soruyu biraz değiştirirsek tablo da değişir. Uzun süreli bir arz şokunu, fiyat dalgalanmalarını ve jeopolitik akış kesintilerini en soğukkanlı şekilde kim yönetebilir? İşte bu noktada
Çin’i uzaktan izleyenler için tablo basit görünüyor: Lider Şi Cinping (Şi Cinping) güçlü. Komünist Parti güçlü. Ordu güçlü. Sistem kontrol altında. Gerçekte ise Pekin’de son iki yıldır yaşananlar, bu “istikrar” görüntüsünün arkasında çok daha derin bir sarsıntıya işaret ediyor. Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nda alışılmadık büyüklükte bir tasfiye dalgası var. Sadece birkaç komutan değil. Tüm komuta
Çin’de son aylarda yaşanan ve kimi çevrelerce “askerî darbe girişimi” olarak sunulan, daha yaygın ve temkinli biçimde ise üst düzey askerî tasfiye dalgası olarak tanımlanan gelişmeler, Xi Jinping’in (Şi Cinping) iktidarının gücü ve niteliği üzerine tartışmaları yeniden alevlendirdi. Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun (PLA) tepesindeki generallerin birbiri ardına görevden alınması, soruşturma altına alınması ya da kamuoyunun
Biz gündemimizi Venezuela dosyası, Trump’ın ne yapacağı ve Beyaz Saray’ın “sırada kim var” listesi üzerine odaklarken, Asya’da daha sessiz ama çok daha derin bir kaynama yaşanıyor. Tarih bize şunu defalarca gösterdi: Küresel kırılmalar çoğu zaman en çok konuşulan cephelerden değil, en az ses çıkaran fay hatlarından doğar. Bugün o fay hattı Asya’da. Merkezinde de 1,4
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Rusya-Ukrayna savaşının giderek daha geniş bir coğrafyaya yayıldığını, bunun “çok korkutucu bir şey olduğunu” ama Avrupa Birliğinin Türkiye’den beklentilerinin Güney Kıbrıs Rum Yönetimince “rehin alındığını” söyledi. Fidan bu açıklamayı NATO Dışişleri Bakanlarının 3 Aralık’ta Brüksel’deki Ukrayna konulu toplantı ardından yaptı. Son zamanlarda Rusya’yla ticaret yapan gemilere Türk münhasır ekonomik bölgesinde Ukrayna’nın
Asya bugün yalnızca dünyanın ekonomik motoru değil; küresel enerji güvenliğinin de tartışmasız merkez üssü. Dört büyük tüketici — Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore — tek başlarına dünyanın petrol ithalatının yaklaşık yüzde 45’ini, LNG ithalatının ise yüzde 70’ini gerçekleştiriyor. Böylesine dev bir talep odağı, kaçınılmaz olarak Rusya’dan ABD’ye, Katar’dan Suudi Arabistan’a kadar tüm büyük üreticilerin
Son bir haftadır Çin’in sokaklarındayım; bir hafta daha kalacağım. Sadece resmi toplantı salonlarında değil, sokak tezgâhlarının başında pazarlık yaparken, gece yarısı Moutai kadehleri eşliğinde yapılan uzun sohbetlerde, laboratuvarlarda, limanlarda, fabrikalarda, üniversitelerde, askeri yetkililerin brifinglerinde… Onlarca iş insanı, general, akademisyen, danışman ve bürokratla konuştum. Çin’i dışarıdan okumak kolaydır; içeriden okumak cesaret ister. 1989’dan bu yana bu
Bizim kuşağımız enerji jeopolitiğini petrol üzerinden öğrendi. Petrol savaşlarını, ambargoları, tanker krizlerini, OPEC’in politik gücünü, ABD’nin enerjiyle dünyayı nasıl şekillendirdiğini gördük. Sonra doğalgaz geldi. “Geçiş yakıtı” denildi ama kısa sürede stratejik bağımlılığın yeni aracına dönüştü. Bugün ise yepyeni bir enerji çağının eşiğindeyiz. Bu defa başrolde ne petrol ne gaz var — kritik mineraller ve nadir
Fotoğrafları Rusya Dışişleri Bakanlığının Telegram sayfasından aldım. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in 1 Eylül’de Çin’in Tianjin şehrinde 31 Ağustos-1 Eylül tarihlerinde yapılan Şangay İşbirliği Örgütü zirvesi çerçevesinde yaptıkları görüşmeden. Rus resmi fotoğrafçısı sadece toplantı masası dizilimini değil iki liderin toplantı sırasında birbirlerine bakışlarını da çekmiş yakalamış ve daha önemlisi, Rus Dışişleri de









