Son hafta içindeki gelişmeler ABD görünümlü İsrail-İran savaşı fonunda Türkiye’nin ABD-AB-NATO üçgeninde tutmaya çalıştığı hassas “aktif tarafsızlık” dengesini bozmak için ciddi bir çaba olduğunu gösteriyor. Artık kartlar açık oynanıyor, gizlenmeye gerek de duyulmuyor, çünkü artık tarafların kazanıp kaybedecekleri fazlalaşıyor. Özellikle AB bünyesinde Türkiye’yi oyun dışında tutmak için çabaların arttığı bir dönemdeyiz. Bu denklemde Türkiye’nin uluslararası
Bir zamanlar denizlere hükmeden, küresel düzeni şekillendiren Britanya, bugün hâlâ aynı reflekslerle konuşuyor; ancak aynı kapasiteyle hareket edemiyor. Sorun yalnızca güç kaybı değil; asıl mesele algı ile gerçeklik arasındaki açığın giderek büyümesi. Londra’nın dili hâlâ büyük güç dili; fakat araçları giderek orta ölçekli bir gücün sınırlarına çekiliyor. Bu da dış politikada iddia ile etki arasında
Dün akşam, TBMM’deki 23 Nisan davetinde en çok tartışılan konulardan biri de Terörsüz Türkiye sürecinin beklenen hızda ilerlemediğiydi. TBMM’de kurulan komisyonun çalışmalarını bitirmesiyle hızlanacağı beklenen süreç, ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla manşetlerden düştü. Bir ara, PKK’nın İran kolu PJAK’ın ABD-İsrail saldırılarına karadan destek verecek Kürt silahlı gruplar arasında yer aldığı, bu nedenle şu anda silah
CHP lideri Özgür Özel, milletin kendilerinden iktidara karşı dik durup mücadele etmelerini ve sandığı getirmelerini beklediğini, bunun için de var güçleriyle çalışacaklarını söyledi. Özel bunu TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı şerefine verdiği davette söyledi. Davetten Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la karşılaşıp tokalaşmadan ayrılan Özel gazetecilerin sorusu üzerine şu açıklamalarda bulundu: •
Dünyada ülkesi işgal altında parçalanırken kurtuluşu yeni bir ordudan önce yeni bir parlamentoda görüp, orduyu onun emrine veren ve zafere ulaşan kaç millet vardır? Ve bu zafer, ülkeyi yeniden kurmaya başladıktan sonra ülkenin çocuklarına adayan kaç lider vardır? İşte 23 Nisan ve Mustafa Kemal Atatürk odur. Birinci Dünya Savaşı’na siyasi hırslarla sürüklenerek dağılışının son perdesine
Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasındaki ilişki artık klasik anlamda bir düşmanlık olarak ilerlemiyor. Bugün karşımızda çok daha karmaşık, çok katmanlı ve derin biçimde iç içe geçmiş bir rekabet var. Yeni dönemde Washington, Pekin’i açıkça “baş düşman” olarak tanımlamıyor. Bunun yerine Çin’i “sistemik bir stratejik rakip” olarak konumlandırıyor. Bu dil değişimi tesadüfi değil; Amerikan stratejik
Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in 19 Nisan 2026’da Hamburg’da, Die Zeit gazetesinin 80. kuruluş yıldönümü vesilesiyle yaptığı konuşmada Avrupa’nın “Rus, Çin ya da Türk etkisi altına girmemesi” gerektiği yönündeki ifadeleri, yalnızca talihsiz değil, aynı zamanda Avrupa Birliği’nin kendi ilkeleriyle de çelişen bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Bu tür bir söylem, Türkiye’nin konumunu yanlış okumakla
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve MHP lideri Devlet Bahçeli’nin seçimin zamanında yapılacağını söylemesi akıllara Erdoğan’ın yeniden aday olup olmayacağı sorularını da getirdi. Bu sözlerin gerisinde yatan neden konusunda AK Parti içinde iki farklı yorum var. İlki, seçimin 2028’de yapılacağı. Ancak normalde olması gereken 21 Mayıs 2028 tarihi yerine 7 veya 14 Mayıs’ın tercih edileceği yönünde… Nedeni
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin 21-22 Nisan Ankara temaslarının iki temel amacı var: 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi ve NATO’nun yeni yapılanması çerçevesinde Türkiye’nin rolü. Beştepe’nin beklentileri arasındaysa şunlar bulunuyor: ABD Başkanı Donald Trump Ankara’ya gelecek mi? Türkiye’ye F-35 müjdesi verecek mi? Bu F-35 konusuna örneğin F-16V’leri, ya da Patriot türü hava savunma sistemlerini









