Dünyanın dört bir yanındaki veri merkezleri, son günlerde beklenmedik bir sınav verdi. ABD, İsrail ve İran arasında patlak veren son gerilim, sadece petrol fiyatlarını değil, dijital dünyanın can damarlarını da hedef aldı. Bu krizin gölgesinde, bir ülke yeni bir fırsatla karşı karşıya: Türkiye. Çünkü artık veri, tıpkı petrol gibi, ülkelerin kaderini belirliyor. Hürmüz’de Sarsılan Fiber
Zorlu bir süreçteyiz. Bir yandan Macaristan seçimlerinde yenilenin sadece Viktor Orban’ın tek adam yönetimi olmadığını, Trumpizmin ve seçim yoluyla otoriter rejim anlayışı olduğunu söylüyoruz. Peter Magyar, Orban’a karşı aday olarak iki yıl siyasi kampanya yaptı ve kazandı. Aynı gün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye’ye Ekrem İmamoğlu davası nedeniyle siyasi amaçlı yargı soruları ortaya çıkıyor.
Tarihte bazı dönemler vardır; enerji artık sadece ekonomik bir meta olmaktan çıkar, jeopolitik düzenin belirleyici sütunlarından birine dönüşür. Tam da böyle bir dönemin içinden geçiyoruz. Hazar havzasından Doğu Akdeniz’e, Karadeniz’den Afrika Boynuzu’na uzanan yeni enerji haritası artık parçalı değil; giderek birbirine bağlanan, iç içe geçen bir sisteme dönüşüyor. Dünyanın bu bölgesinde Türkiye merkezli yeni bir
Macaristan’da 12 Nisan’da yapılan parlamento seçimlerinde ülkeyi 16 yıldır yöneten Başbakan Victor Orban ağır bir yenilgi aldı. Orban’ın Fidesz (Yurttaş İttifakı) Partisi’nin prenslerindenken 2024’te ayrılarak Tizsa (Saygı ve Özgürlük) Partisi’ni kuran Peter Magyar, kesinleşmemiş sonuçlara göre oyların yaklaşık yüzde 54’ünü ve 199 sandalyelik parlamentoda üçte iki çoğunluğu sağlayacak şekilde 138 sandalyeyi garantilemiş görünüyor. Macar seçmenin
ABD ile İran arasında Pakistan’daki görüşmelerin ilk turundan sonuç çıkmayacağının anlaşıldığı 11 Nisan akşam saatlerinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu X hesabından yayınladığı mesajında hem Türkiye hem de Kürtlere sataşıyordu: • “İsrail, benim liderliğim altında, İran’ın terör rejimiyle ve onun uzantılarıyla savaşmaya devam edecek; aksine Erdoğan ise onlara yardım ediyor ve hatta kendi Kürt vatandaşlarını katlediyor.”
Hüsamettin Cindoruk’u en iyi anlatan cümle şu olsa gerek: “Demokrasinin avukatıydı.” Yassı Ada yargılamalarında daha 20’li yaşlarda başladığı demokrasi ve avukatlık mücadelesinden bir gün ödün vermedi. Zincirbozan ile devam eden süreçte de mücadelesinden geri durmadı. 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından Başbakan Adnan Menderes’in de yargılandığı Yassıada Davası’nda, Ankara Hukuk Fakültesi’ni daha yeni bitirmiş genç bir
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, CHP’den gelen ara seçim ya da erken seçim çağrılarına, AK Parti’nin seçimden kaçtığı çağrılarına, sandıktan korkmalarının söz konusu olmadığı yanıtını verdi. “Bizim en sevdiğimiz şey sandık” dedi ama Türkiye’nin istikrarı için hedeflerine ulaşmamışlardı, seçimler “doğru bir şekilde, zamanında” yapılmalıydı. Bu sözler dikkat çekici. Çelik “seçimler zamanında yapılmalı” derken Mayıs
Uluslararası sistemde bazı kırılmalar artık bölgesel kalmıyor; dalga dalga yayılıyor. Son İran–Körfez krizi ile eş zamanlı olarak Çin–Tayvan hattındaki gelişmeler, bu tür bir dönüşümün en somut işaretlerini veriyor. Kuşkusuz, ABD hâlâ en güçlü askeri aktör; küresel savunma harcamalarının yaklaşık %35’ini tek başına gerçekleştiriyor ve 800’e yakın denizaşırı askeri varlığa sahip. Ancak son İran müdahalesi ve
Meclis Genel Kurulu 9 Nisan günü iki kez yapılan oylamada toplantı yeter sayısı bulunamaması nedeniyle çalışamadı. Çalışsaydı, doğum iznini 16 aydan 24 aya çıkaran yasa kabul edilecekti. Oysa AK Parti’nin 275 ve MHP’nin ise 46 milletvekili var ama toplantı yeter sayısı için gereken 200 milletvekiline ulaşamıyor… Bu sadece düne özgü de değil. Yılbaşından bu yana
İran savaşında son iki haftalık ateşkesin gelişi, tam anlamıyla “on birinci saat”te oldu. Bölge, daha geniş ve uzun süreli bir çatışmanın eşiğindeyken gelen bu duraklama bir nefes alma imkânı sundu. Ancak asıl soru şu: Bu noktaya nasıl geldik? Belki daha da önemlisi: Bu ateşkes, bugünün dünyasında arabuluculuğun nasıl işlediğine dair bize ne söylüyor? Çünkü bu









