NATO’nun 36. Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, 7-8 Temmuz 2026’da Ankara, Beştepe’de Cumhurbaşkanlığı yerleşkesinde düzenlenecek. 2004 İstanbul Zirvesi’nden sonra Türkiye’nin ikinci ev sahipliği olacak zirve, 2025 Lahey Zirvesi’nden bu yana kaydedilen ilerlemeyi gözden geçirecek ve ittifakın öncelikli hedeflerine yönelik somut yol haritası çizecek. Zirvenin Ana Gündemi: Silahlanma NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, zirveyi “sözünde durma
18 Mart 1969 günü MV Vega gemisi Ümit Burnu açıklarından geçerken güvertesine bir siyah silindirik 35 milimetrelik film kutusu düştü. Kutuyu açan mürettebat içinden fotoğraf filmleri ve kısa bir not buldu. Notta “my intention is to continue to voyage, still nonstop, toward the Pacific Islandas, because I am happy at sea and perhaps to save
Son iki gündür dünyanın, Batı dünyasının NATO’nun Ankara Zirvesiyle ilgili neyi konuştuğunu izliyor musunuz? – Önce ABD Başkanı Donald Trump’ın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a övgüleri, NATO Zirvesine onun hatırına katıldığı beyanı ve millî savaş uçağı KAAN’da kullanılacak motor satışı “hediyesiyle” geleceği sözleri, – Sonra, Ankara’daki olağanüstü güvenlik önlemelerinin parçası olarak gösterilen tutuklamalar, – Nihayet zirveyi izlemek
NATO’nun 7-8 Temmuz Ankara Zirvesi yaklaşırken Türkiye dış politikasında eski sorular yeniden dolaşıma sokuluyor. Misal; Türkiye Batı’ya mı dönüyor? Washington ile yeni bir sayfa mı açılıyor? Erdoğan-Trump ilişkisi, Ankara’nın Batı başkentlerindeki algısını yumuşatır mı? Bu sorular ilk bakışta makul görünüyor, fakat kanımca bugünün dünyasında biraz eski kalıyorlar. Çünkü Türkiye’nin temel meselesi artık Batı ile “normalleşmek”
ABD Başkanı Donald Trump’ın 24 Haziran’da kendisiyle 7-8 Temmuz Ankara Zirvesi öncesi görüşmek için gelen NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’yi Beyaz Saray’da kabulünde söyledikleri iki bakımdan önemliydi. • Rutte yanında olduğu halde “Erdoğan için gidiyorum,” dedi. Rutte kendini ezdirmek pahasına “Benim için de gelmez miydiniz?” diye sorunca önce yanıt vermedi. Sonra, “Muhtemelen,” dedi, “gelebilirdim.” Başka
NATO’nun 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak liderler zirvesi hem küresel politikalar hem de Türkiye’nin kurulacak yeni dünya düzeninde tutacağı yer bakımından önem taşıyor. Zirvede Rusya-Ukrayna krizinden NATO’da Avrupa ağırlığı ve silahlanmaya, enerji ve ticaret savaşlarına dek pek çok önemli başlık var. Dünyanın dört bir yanından gazeteciler bu önemli toplantıyı izlemek için Ankara’ya geliyor. Ancak Türk gazetecilerin
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan son birkaç günkü her konuşmasında, ilk günlerdeki “Bizi ilgilendirmez” temalı, kendi ifadesiyle “güvenli takip mesafesini” bırakarak CHP’deki mutlak butlan krizine yükleniyor. Bir yandan 7-8 Temmuz’da Ankara’da ev sahipliği yapacağı önemli NATO zirvesine hazırlanırken, öne çıkardığı meselenin CHP’nin yönetim krizi olmasının elbette bir anlamı var. Kamuoyunun, bütün haber bültenlerinin, ekranlardaki tartışma programlarının CHP’deki
Londra’da yaşamaya başlayalı neredeyse kırk yıl oldu. Bu süre içinde yalnızca başbakanların değişimine değil, aynı zamanda bir ülkenin dünya içindeki konumunu yeniden tanımlama çabasına da tanıklık ettim. Margaret Thatcher’ın son yıllarından başlayarak John Major’ın temkinli muhafazakârlığını, Tony Blair’in küreselleşme rüzgârını arkasına alan özgüvenli yükselişini, Gordon Brown’un finans krizine karşı verdiği mücadeleyi, David Cameron’un Brexit kumarını,
Tarih boyunca devletler hakkında birçok yanlış hesap yapıldı. Bazıları olduğundan güçlü sanıldı. Bazıları küçümsendi. Bazılarının ise niyetleri yanlış okundu. Ancak uluslararası ilişkiler tarihinde en pahalı hatalardan biri, Rusya’nın güvenlik uyarılarını blöf sanmak oldu. Bugün dünya yine benzer bir dönemeçten geçiyor. Rusya’yı sevmek veya sevmemek ayrı bir konudur. Onun politikalarını desteklemek veya eleştirmek de ayrı. Fakat









