İngiltere’nin Ankara Büyükelçiliğinde 12 Mayıs akşamüzeri ilginç bir toplantı vardı. Pek alışılmadık şekilde, Fransa ve Almanya büyükelçiliklerinin de katkısıyla düzenlenen ve yalnızca davetlilere açık toplantının konusu 7-8 Temmuz’da (*) Ankara’da yapılacak NATO liderler zirvesiydi. Toplantı kuraları gereği “Bir NATO Diyalogu” başlıklı toplantıya kimlerin katılıp kimin ne dediğini yazamıyorum. Ancak üç ülkenin temsilcileriyle birlikte Türk Dışişleri’nden
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in kısa bir süre önce aday ülke Türkiye’yi Rusya ve Çin’le aynı kefeye koyan sözleri tartışmaya sebep oldu. Ülkemizi AB içinde görmeyen, açıkça ifade edilmeyen bu tür düşünceler, bilindiği gibi, Avrupa siyasi çevrelerinde öteden beri oldukça yaygın. Ancak Von der Leyen’in, bu görüşü AB Komisyon Başkanı sıfatıyla açıklamış olması
Türkiye siyasetinde son iki yılda yaşanan en dikkat çekici dönüşümlerden biri aslında yeterince analiz edilmiyor: Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Devlet Bahçeli, Kürt hareketi, DEM Parti ve nihayetinde Abdullah Öcalan’ı da içeren yeni sürecin en önemli siyasi taşıyıcılarından biri hâline geldi. Bundan birkaç yıl önce böyle bir tabloyu tarif etmek bile siyaseten imkânsız görünürdü. Çünkü
ABD Başkanı Donald Trump’ın 12-15 Mayıs Çin seyahati ABD ve İsrail’in başlattığı İran savaşı sürerken yapılıyor. “Destansı Öfke” savaşında Pakistan’ın arabuluculuğuyla sağlanan ateşkesin kırılganlığı devam ediyor. Her ne kadar Trump 14 Nisan’da sona ermesi gereken ateşkesin bu kere süresiz olarak uzatıldığını açıklamış olsa da, yarın bir kara harekâtına girişmeyeceğinin garantisi yok. Bugüne kadarki savaşı kimin
Türkiye’nin arabuluculuk diplomasisi artık yalnızca tarafları masaya getirme becerisiyle ölçülmüyor. Deniz güvenliği, enerji hatları, savaş sonrası düzen, teknik kapasite ve bölgesel istikrar gibi somut alanlara uzanıyor. Bunun güncel örneklerinden biri Hürmüz Boğazı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran ile ABD arasında muhtemel bir anlaşma sonrasında Türkiye’nin Hürmüz’de mayın temizleme çalışmalarına katılabileceğini söyledi. Bu, Ankara’nın kriz sonrası
Bir süredir, günlerimin büyük bölümü hastanelerde geçiyor. Prof. Dr. Mehmet Haberal ile de geçen gün kurucusu olduğu Başkent Üniversitesi Hastanesi’nde karşılaştım. Mısır’da transplantasyon ve üroloji alanlarında ülkelerinin önde gelen 2 bine yakın bilim insanının katıldığı Kahire’deki konferanstan yeni döndüğünü söyledi. Konferansa bizzat Haberal’ın adı verilmiş ve toplantı günü de takvimine göre düzenlenmiş. Haberal, sonra Mısır’ın
Hareketli bir siyaset haftasına ikisi de Adalet Bakanı Akın Gürlek ile ilişkili iki gelişme ile giriyoruz. İlki, CHP lideri Özgür Özel’in 8 Mayıs’ta Sözcü TV’de Gürlek’in Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın telefonunu dinlediği iddiasına karşı jet hızıyla yeni bir soruşturma daha açılmasıydı. Soruşturmaların siyasetteki yeri bu dönemin alâmeti farikası oldu. Artık şaşırtmıyor. Toplumda şaşırma duygusunun kaybolmasından, kanıksanmasından
1963’ten beri fiilen Rumların yönettiği Kıbrıs Cumhuriyeti’nde denge ve denetleme mekanizmasının çöküşü artık Rum hukukçuların da açıkça tartıştığı bir mesele haline geldi. Tam da iki liderin altıncı kez görüştüğü ve Temmuz ayında Birleşmiş Milletler öncülüğünde yeni bir girişimin beklendiği dönemde, çözümsüzlüğün yalnızca Kıbrıs Türklerini değil, devletin kendi demokratik yapısını da aşındırdığı yönündeki uyarılar dikkat
Türkçeye “Seks Yalanları” diye çevrilen, Steven Soderbergh’in 1989 yapımı “Seks, Yalanlar ve Video” filmi, yalanlar üzerine kurulmuş modern ilişkilerin tarafların kendilerini gizlemek için cinselliği bir güç olarak kullanması üzerine kurulu. İzlemeyenlerin izlemesini öneririm çünkü bugün siyaset dünyasında yaşananları anlamamıza yardımcı olabilir. Gerçekten de son iki küsur yıldır dedikodu, yalan, ihanet, itiraf, iftira, iltica, güç zehirlenmesi









