Gazeteci-Yazar
Zaten siyaset sahnesinde değil miydi diye sorabilirsiniz, ama bu defa başka. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı sıfatıyla Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a rakip olmaya cüret eden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu hapse attırıp, Adalet Bakanlığı döneminde de CHP’nin Genel Başkanı Özgür Özel’in polis zoruyla koltuğundan düşürülmesine nezaret eden Akın Gürlek, hiç beklemediği bir anda, bir Avrupa Parlamentosu üyesi
Silivri Cezaevindeki mahkemede görülen İBB davasında (uzun adı “Ekrem İmamoğlu Suç Örgütü”) 9 Haziran günkü 47’inci duruşmada İBB iştiraki Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker hâkim karşısındaydı. Konuşmaya başladığında, duruşma salonunu utanç verici bir sessizlik kapladı. Türker, gözaltına alınıp götürüldüğü Vatan Caddesindeki İstanbul Emniyet Müdürlüğünde polisin kendisine “çıplak arama” üzerinden uyguladığı şiddet ve kötü
CHP 9 Haziran’da 24 Mayıs’taki polis baskınından daha kara bir gün yaşayabilirdi. CHP Grup toplantısı Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel’i destekleyenler arasında yumruk yumruğa kavgaya dönüşebilir, yaralananlar olabilirdi. Bir gün önce Kılıçdaroğlu yönetimindeki Genel Merkez, 1400 kişiyi Meclis’e davet ettiğini Meclis Başkanlığına bildirince CHP Meclis Grubu da 4400 kişilik liste vermiş, Başkanlık gece güvenlik toplantısı
Mutlak butlan kararıyla siyasetin olağan akışına yapılan müdahale artık CHP sınırlarını aştı, Türkiye’de zaten düşe kalka ilerleyen demokrasinin kalitesini daha da sorgulanır hale getirdi. O kadar ki TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş bile CHP’nin kurumsal kimliğine daha fazla zarar gelmemesi için CHP’lilere sorumluluk çağrısı yapıyor. İşin bu raddeye geleceğini muhtemelen Ekrem İmamoğlu’nun adaylığını engelleyip Özgür Özel’i
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 7 Haziran’da yapılan seçimlerde zaferini ilan etti. Paşinyan’ın Türkiye ve Azerbaycan ile (ki buna Gürcistan’ı da katmamız gerekiyor) barış öngören Sivil Sözleşme Partisi, en yakın rakibi, Samvel Karapetyan’ın Rusya destekli, uzlaşma karşıtı Güçlü Ermenistan Partisi’ne açık fark attı. “Savaşa devam” ortaklığı diyebileceğimiz, Taşnakların da desteğini alan, önceki başbakanlardan Robert Koçaryan’ın liderliğinde
Askerlerin dünyanın değişimini anlamayıp bir balans ayarı iki kılıç şakırdatmayla siyaseti hizaya sokma operasyonu olan 28 Şubat süreci, o dönem hedeflerine ulaşmış göründü, sonuç aldı. O sırada ortalığı kan gölüne çeviren PKK’dan dahi tehlikeli sayılan “irtica”, siyaset lisanıyla siyasi İslâmcı akım, Millî Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından Türkiye’ye en büyük tehdit kabul edildi. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel,
ABD Başkanı Donald Trump’ın 7-8 Temmuz’daki NATO Zirvesi için Ankara’ya geleceğinin duyurulması hem diğer NATO başkentlerinde geçici de olsa “ABD henüz Avrupa’yı bırakmıyor” rahatlamasına yol açtı, hem de Türkiye’nin jeopolitik kartını güçlendirdi. Bu durum Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın içeride, diğerlerine de ibret olması dileğiyle, CHP’yi bölüp, ilk seçimde tehdit olmaktan çıkarmayı amaçlayan siyasetine Batı’dan gelmesi muhtemel
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan istinaf mahkemesinin “mutlak butlan” kararıyla CHP’de başlattığı kriz ve bölünme konusunda on gün ağzını açmadı. İlk gün Adalet Bakanı Akın Gürlek’in adeta eylemin sorumluluğunu üstlenir gibi karara sahip çıkmasından sonra AK Parti saflarından sadece Sözcü Ömer Çelik’in sanki konuyla hiç ilgileri yokmuş gibi açıklaması gelmişti. Erdoğan ilk olarak 1 Haziran Pazartesi günü
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un, Özgür Özel’e CHP Grup toplantısını yaptırmama başvurusunu reddettiği Kemal Kılıçdaroğlu, 2 Haziran’da CHP Genel Merkezi’nden Meclis Başkanlığı’na “Grup toplantısı yapma kararımız yoktur” yazısı gönderdi. Ama Meclis Başkanlığı kararından dönmedi. Özel grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu, toplantıya katılıp söz isteyebileceği hâlde “daha fazla gerilime yol açmamak için” katılmadı. Yoksa, Kılıçdaroğlu’na öfkeli partili izleyiciler
Cansu Çamlıbel’in T24’te Kemal Kılıçdaroğlu’nun “45 yıllık arkadaşı” ve hâlâ (belli ki artık en dar halkada olmasa da) yakınında olan Bülent Kuşoğlu ile yayınladığı söyleşi, bir süredir Ankara kulislerinde dolaşıma sokulan “devlet aklı” gibi, “İttihatçılık” gibi değerlendirmelerin su yüzüne çıkmasını sağladı. Birazdan örneklerine gireceğim, sağcı-solcu, iktidar-muhalefet demeden bazı çevreler, Kılıçdaroğlu’nun mahkeme kararıyla Genel Başkanlığı işlevine









