Gazeteci-Yazar
İran’ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney’in ilk mesajı üzerinden bir kaç saat geçmişken Adana, İncirlik Üssünden yükselen siren sesleriyle gerildi. Gecenin karanlığında, semada parlayıp sönen bir iz, bir güvenlik kaynağının daha bir kaç saat önce gazetecilere Türkiye’nin İran ya da başka yerden yeni füze saldırılarına hazır bulunduğunu ama bunun sonuçları olacağını söylemesini hatırlattı. Dün,
CHP’liler de DEM’liler de sürece “Terörsüz Türkiye” denmesini istemiyor ama bu slogan tuttu; oradan ilerleyelim. Terörsüz Türkiye sürecinin açılışını MHP lideri Devlet Bahçeli yaptı ama sürecin temelini 30 Ağustos 2024 Zafer Bayramı konuşmasındaki “İç cepheyi tahkim” söylemiyle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan attı. Sadece Erdoğan-Bahçeli ittifakının çalışması olmanın ötesinde bir devlet projesi izlenimi veriyordu. Neye Karşı İç
Aslında savaşın ilk haftasından itibaren ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail’in zorlamasıyla giriştiği İran savaşından çıkış yolu aramaya başladığı 9 Mart’ta yaptığı konuşmada açığa çıkmıştı. Trump konuşmasında, herkesi hayretler içinde bırakarak, İran’a savaş kararı almasını en yakın yardımcılarının verdiği bilgilere dayandırıyor, adeta “başkomutan” sorumluluğunu paylaştırmak istiyordu: • “Durum çok hızlı bir şekilde kritik noktaya yaklaşıyordu. (…)
Türkiye, 6 F-16 savaş uçağını 9 Mart, yani bugün itibarıyla “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güvenliğinin arttırılması” çerçevesinde Ada’da konuşlandırmaya başladı. Milli Savunma Bakanlığınca yapılan duyuruda kararın gerekçesi “bölgemizde yaşanan son gelişmeler” olarak açıklanırken, KKTC’ye F-16’larla birlikte takviye hava savunma sistemleri de gönderildiği ve “ihtiyaç duyulması hâlinde ilave tedbirler” alınacağı bildirildi. Türkiye bu kararı, Yunanistan’ın Güney
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Rusya-Ukrayna savaşı örneği ardından ABD-İran çatışmasında izlediği diplomasi çizgisi giderek İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün İkinci Dünya Savaşı boyunca izlediği diplomasi çizgisine benzetmeye başladı. İnönü gerek Almanya gerek İngiltere-ABD ve gerekse Sovyetler Birliğinden gelen savaşa kendi saflarında katılma baskısına karşı izlediği “aktif tarafsızlık” siyasetiyle Türkiye’yi savaşın yıkımından korumayı başarmıştı. Koşullar aynı değil; o
ABD Başkanı Donald Trump işbaşına geldiğinden bu yana, dünyaya ABD’nin son yüz yıldır saklamaya çalıştığı karanlık yüzünü gösteriyor. Bunu da İsrail lobisinin ve onlarla bağlantılı, kendilerine “Hristiyan Siyonistleri” diyen dinci-gerici kitlelerin iç ve dış politika desteğiyle yapıyor. Kendilerinin icat ettiği ve tamamen -kendi çıkarlarına göre eğip büktükleri katı Yahudi-Hristiyan şeriatı dışında kural tanımayan bu zorbalığın
İran’ın 4 Mart’ta Milli Savunma Bakanlığının Türk hava sahasına yönelmişken “Doğu Akdeniz’deki NATO unsurlarınca” imha edildiğini açıkladığı füzesini Türkiye’ye atmadığını söylemesi olaya yeni bir boyut kattı. Bakanlıktan sonra Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da, ayrıntı vermeden, Türkiye’nin NATO müttefikleriyle birlikte her türlü önlemi aldığını söylemekle yetindi. CHP lideri Özgür Özel, “Hatay’a yönelen” füzeyi NATO düşürmeseydi facia yaşanabileceğini
Önce tarihte hedef ülkeye ilk darbenin lider kadroların ortadan kaldırılmasıyla vurulmasının bir örneği olmadığını kaydedelim. Burada bambaşka bir savaş konsepti söz konusu. ABD-İsrail ittifakının başlattığı İran savaşında ülkelerin şimdiye dek sergilediği tutumlara bir yandan kuzeyinde Rusya-Ukrayna savaşı, güneyinde İsrail-Gazze krizi ve henüz yatışmamış Suriye konusuyla boğuşan Türkiye’nin durumuyla başlayalım. Bu savaşa dair tepki veren ülkelerden
İsrail ve ABD’nin eşgidim içinde 28 Şubat erken saatlerde İran’a saldırmasının ilk büyük sonucu İran’ı 37 yıldır yöneten Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’in öldürülmesi oldu. (*) Hamaney ile birlikte İslam Cumhuriyetinin önemli kurmaylarının da daha saldırının başladında öldürüldüğü bildiriliyor. İsrail 28 Şubat’ın erken saatlerinde İran’a saldırdı. İran’ın İsrail’e ve ABD’in askeri harekat hazırlığına destek veren









