Gazeteci-Yazar
Suudi Arabistan’ın Riyad şehrinde İran savaşındaki gelişmeleri görüşmek üzere 18 Mart’ta toplanan “bölge ülkeleri” dışişleri bakanlarının yayınladığı ortak bildiri, ileride İsrail’in zaferi olarak anılacak türden. Bildiride İsrail’in adı geçen tek cümle, o da Lübnan’a saldırılarından dolayı kınandığı cümle; o da Türkiye’nin zoruyla konulmuş. Bu cümle, bildiride Türkiye adına Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da imzasının bulunmasını
Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMD) 18 Mart’ta yayınladığı bildiriyle son iki gündür sosyal medya ve siyaset dünyasında süren Türkiye’nin ABD-İsrail ittifakının İran saldırısına taraf mı olduğu tartışmalarına yanıt verdi. DMD Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla 17 Mart’ta yayımlanan ve Türkiye’nin kendi üzerinden transit silah, cephane ve askeri malzeme ticaret rejimini değiştiren kararıyla “İsrail’e lojistik sağlayacağı veya yabancı
İran savaşının bölgemizdeki ve dünyadaki siyasi ve ekonomik dengeleri sarsarken, terörsüz Türkiye sürecini etkilemeyeceğini, geciktirmeyeceğini düşünmek gerçekçi olmaz. ABD ve İsrail’in saldırılarına İran’ın misillemelerinin Irak’ın, özellikle ABD üslerinin bulunduğu özerk Kürdistan bölgesine yayıldığı dönemde, bu bölgede neredeyse yarım asırdır varlığını sürdüren PKK’nın silahlarını bırakmasının kolaylıkla mümkün olmayacağı da görülebiliyor. AK Parti iktidarının, biraz da kendi
Tarihçi İber Ortaylı 16 Mart’ta İstanbul, Fatih Camiinde binlerce kişinin katıldığı cenaze namazı ardından toprağa verildi. Bir dizi rahatsızlık nedeniyle tedavi altında olduğu Koç Üniversitesi Hastanesinde 13 Mart’ta vefat eden Ortaylı için ilk tören yıllarca öğretim üyeliği yaptığı Galatasaray Üniversitesinde yapıldı. Ortaylı’nın cenazesi daha sonra Fatih Camiine nakledildi. İkindi namazının ardından da Fatih Sultan Mehmet’in
CHP lideri Özgür Özel, başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere İBB davalarından yargılanan bütün arkadaşlarının tahliye edilerek tutuksuz yargılanması gerektiğini söyleyerek, “Eğer Ekrem Bey’in sokak performansından korkuyorlarsa, en azından ev hapsi versinler” dedi. YetkinReport’un sorularını yanıtlayan CHP lideri, “Tutuklulukların uzamasıyla Ekrem Bey’i sevenlerde öfke biriktiği gibi, iktidardakiler de bu kadar uzun tutukluluğu savunamaz hale geldiler” diye
İran’ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney’in ilk mesajı üzerinden bir kaç saat geçmişken Adana, İncirlik Üssünden yükselen siren sesleriyle gerildi. Gecenin karanlığında, semada parlayıp sönen bir iz, bir güvenlik kaynağının daha bir kaç saat önce gazetecilere Türkiye’nin İran ya da başka yerden yeni füze saldırılarına hazır bulunduğunu ama bunun sonuçları olacağını söylemesini hatırlattı. Dün,
CHP’liler de DEM’liler de sürece “Terörsüz Türkiye” denmesini istemiyor ama bu slogan tuttu; oradan ilerleyelim. Terörsüz Türkiye sürecinin açılışını MHP lideri Devlet Bahçeli yaptı ama sürecin temelini 30 Ağustos 2024 Zafer Bayramı konuşmasındaki “İç cepheyi tahkim” söylemiyle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan attı. Sadece Erdoğan-Bahçeli ittifakının çalışması olmanın ötesinde bir devlet projesi izlenimi veriyordu. Neye Karşı İç
Aslında savaşın ilk haftasından itibaren ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail’in zorlamasıyla giriştiği İran savaşından çıkış yolu aramaya başladığı 9 Mart’ta yaptığı konuşmada açığa çıkmıştı. Trump konuşmasında, herkesi hayretler içinde bırakarak, İran’a savaş kararı almasını en yakın yardımcılarının verdiği bilgilere dayandırıyor, adeta “başkomutan” sorumluluğunu paylaştırmak istiyordu: • “Durum çok hızlı bir şekilde kritik noktaya yaklaşıyordu. (…)
Türkiye, 6 F-16 savaş uçağını 9 Mart, yani bugün itibarıyla “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güvenliğinin arttırılması” çerçevesinde Ada’da konuşlandırmaya başladı. Milli Savunma Bakanlığınca yapılan duyuruda kararın gerekçesi “bölgemizde yaşanan son gelişmeler” olarak açıklanırken, KKTC’ye F-16’larla birlikte takviye hava savunma sistemleri de gönderildiği ve “ihtiyaç duyulması hâlinde ilave tedbirler” alınacağı bildirildi. Türkiye bu kararı, Yunanistan’ın Güney
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Rusya-Ukrayna savaşı örneği ardından ABD-İran çatışmasında izlediği diplomasi çizgisi giderek İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün İkinci Dünya Savaşı boyunca izlediği diplomasi çizgisine benzetmeye başladı. İnönü gerek Almanya gerek İngiltere-ABD ve gerekse Sovyetler Birliğinden gelen savaşa kendi saflarında katılma baskısına karşı izlediği “aktif tarafsızlık” siyasetiyle Türkiye’yi savaşın yıkımından korumayı başarmıştı. Koşullar aynı değil; o









