Türkiye kıyılarındaki plastik kirliliği artık yalnızca deniz ekosistemlerini değil, gıda zincirini de tehdit eden kalıcı bir çevre sorunu. Daha önce Neptün toplarında biriken mikroplastiklerden ve bu görünmez yükün tuz ve balık aracılığıyla soframıza kadar uzanan yolculuğundan söz etmiştik ; şimdi aynı sorunun bir başka yüzüne, Avrupa’dan Türkiye’ye taşınan plastik atığa bakalım. The Guardian’ın 4 Ağustos’ta
Terörsüz Türkiye süreci, 10 Ağustos’ta Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’un TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmesiyle yeni bir aşamaya geçti. Yaklaşık kırk yıldır Türkiye’nin güvenlik politikalarının merkezinde yer alan PKK meselesindeki olası dönüşümün etkileri ise yalnızca iç siyasetle sınırlı değil. Irak ve Suriye’den ABD ve Avrupa ile güvenlik ilişkilerine kadar geniş bir alanda
Petrol dünyasında uzun yıllar değişmeyen bir ezber vardı. Kriz çıktığında gözler Riyad’a çevrilirdi. Suudi Arabistan vanaları açacak mı? OPEC üretimi artıracak mı? Dünyanın en büyük yedek kapasitesine sahip üreticisi piyasaya ne kadar ilave petrol sürebilecek? 1973 petrol krizinden Körfez savaşlarına kadar küresel petrol jeopolitiğinin merkezinde büyük ölçüde bu sorular vardı. Sonra Moskova, OPEC+ üzerinden Riyad’ın
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Terörsüz Türkiye sürecinin çerçeve yasası kabul edildi. Fakat oylamanın öncesinde ve sonrasında ortaya çıkan tartışmaya bakınca insan ister istemez şu soruyu soruyor: Bu süreci kim başlattı? Terörsüz Türkiye, Özgür Özel’in projesi değil. Yeni Parti’nin seçim vaadi hiç değil. Süreci siyasi olarak başlatan MHP lideri Devlet Bahçeli, arkasına yürütmenin gücünü koyan Cumhurbaşkanı
Terörsüz Türkiye projesinin yol haritası sayılan çerçeve yasanın TBMM’de 467 oy gibi, açık bir farkla onaylanması erken seçim ya da seçimden önce Anayasa değişikliği ihtimallerini yeniden gündeme taşıyabilir. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesi için ya Meclis’in erken seçim kararı alması ya da Anayasanın değişmesi gerekiyor. Meclisin erken seçim kararı alması da Anayasa değişikliğini halk
Türkiye’nin en önemli sorunu hakkında düzenlenen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) 10 Ağustos günü uzun tartışmalar sonunda 562 milletvekilinin 467’sinin oyları ile kabul edildi. Hayırlı olsun, kazasız belasız sona erdirmek nasip olsun. Kanun, Millî Dayanışma Kardeşlik Demokrasi Komisyonu’nun 18 Şubat 2026’da kabul ettiği rapordaki örgütün feshi, silahların
Terörsüz Türkiye sürecinin uygulanması için yol haritası niteliğindeki kilit belge olan çerçeve yasa TBMM Genel Kurulu’nda 10 Ağustos’ta yapılan oylamada açık farkla kabul edildi. Tam adı Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun olan yasanın teklifi 592 milletvekilinin katıldığı oturumda 7 çekimser ve 87 ret oyuna karşı 467 evet oyuyla kabul edildi. Oylamada AK
Terörsüz Türkiye çerçeve yasası 10 Ağustos’ta TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmeye geçilmeden önce, tüm bu süreci başlatan MHP lideri Devlet Bahçeli oylama aşamasına 18 saat sonra geçilebileceği tahmininde bulundu; yasa teklifinin Adalet Komisyonu’nda görüşüldüğü süreyi esas alıyordu. gerçi oylama 12 saat içinde bitti ve 7 çekimset, 87 ret oyuna karşı 467 oy gibi açık bir farkla
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos’ta imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması ilk bakışta oldukça iddialı. Üç ülkeden birine yönelik saldırının diğerlerine de yapılmış sayılmasını öngörüyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın bu hükmü teknik açıdan NATO’nun 5. Maddesine benzetmesi de doğal olarak “yeni bir askeri ittifak mı doğuyor?” sorusunu gündeme getirdi. Üstelik anlaşmanın başka ülkelere
Siyasi konularda pek konuşmayan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Terörsüz Türkiye çerçeve yasasının TBMM’deki oylaması öncesinde manifesto niteliğinde bir çıkış yaptı. Yavaş, X hesabından yaptığı kapsamlı beyanında; – Silahların sustuğu bir barışa kimsenin karşı çıkamayacağını ama barışın yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulamayacağını, – Barışın temeli olan adalet, toplumsal mutabakat ve devlete duyulan güvenin bugün









