Türkiye açısından Ankara’da iki zirve var. Biri NATO’nun yeni bir döneme “3.0 dönemine” gireceği zirve toplantısı. Diğeri de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Trump arasındaki ikili toplantı. Trump daha on gün kadar önce Beyaz Saray’da NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin yüzüne karşı, Erdoğan davet etmeseydi bu zirveye katılmayabileceğini söylemişti. Erdoğan bu jesti karşılıksız bırakmadı.
NATO’nun 7-8 Temmuz Ankara Zirvesi’ni “Yeni Soğuk Savaş” NATO’sunun kuruluş toplantısı olarak baktığınızda, Türkiye’deki CHP ve Ekrem İmamoğlu davaları çelişki olarak görünmüyor. Başkan Donald Trump’ın ABD’nin 250’inci kuruluş yıl dönümü konuşmasında yeniden “komünizm tehlikesinden” bahsetmesi de bu tanımla uyumludur, Ankara’daki basın toplantısında Türkiye sorulduğunda “Demokrasi yalnız serbest seçimler demek değildir” eleştirisiyle basın özgürlüğü ihtiyacından söz eden
Batı savunma ittifakı NATO 7-8 Temmuz Ankara Zirvesi’nde öncelikle üyelerin askeri harcamalarını artırmasını istiyor, ama bu sadece ABD’nin Avrupa’daki üyeleri Rusya’dan korkuyorlarsa ellerini ceplerine atmaları için gerekmiyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğinde 32 liderin buluşacağı Ankara Zirvesi’nde gündemde olan “NATO 3.0” doktrini aynı zamanda NATO’nun etki alanını Orta Doğu, Karadeniz ve Kafkaslar’a genişletme hamlesi anlamına
Dünya Kupaları yalnızca futbolun değil, dünyanın değişen dengelerinin de aynası haline geldi. 2026 Dünya Kupası yalnızca futbol açısından değil, küresel temsil açısından da bir dönüm noktası oldu. Bu yılki Futbol Dünya Kupası küresel temsil bakımından herhalde şimdiye kadar yapılanların en gerçekçisi. Zaten kırk sekiz ülkenin katılması dünyadaki tüm devletlerin yaklaşık dörtte birine tekabül ediyor. Başta
Bizi biz yapan, kişiliğimizi, isteklerimizi, meraklarımızı, hayattaki amaçlarımızı, beklentilerimizi şekillendiren şüphesiz çocukluk yaşantımızdır. İnternet çağı çocukları için bu artık geçerli olmayabilir ama neden seyahat ederiz, kişide seyahat etme arzusu uyandıran nedir sorusunun cevabını geçtiğimiz yüzyılda doğmuş olanların çocukluk çağında arayacak olursak yanıt bellidir: Kitaplar! Jules Verne’in açtığı yol Çocukluğumda Jules Verne kitaplarını okurken hep hülyalara
Amerika Birleşik Devletleri (ABD), 4 Temmuz 2026’da yalnızca bağımsızlığının 250. Yılını kutlamakla kalmıyor. Aynı zamanda modern tarihin en dikkat çekici devlet inşa projelerinden birinin muhasebesini yapıyor. Tarih ölçeğinde iki buçuk asır uzun sayılmaz. Çin binlerce yıllık bir uygarlığın, İran köklü bir devlet geleneğinin, Avrupa ise Roma’dan Sanayi Devrimi’ne uzanan kurumsal mirasın temsilcisidir. Buna rağmen son
Türkiye’den bakınca hâlâ birçok ülkenin ABD Başkanı Donald Trump’ın izinden gittiğini görmek şaşırtıcı oluyor. Trump’ın Avrupa ülkeleri nezdindeki prestiji de düşüşte. Buna mukabil, Latin Amerika’da durum farklı. Bu bölgede seçmenler hâlâ Trump’ın ağzına bakıyor; Trump’ın desteklediği liderler seçimleri kazanıyor. ABD’nin ocak ayı başında Venezuela devlet başkanını askeri operasyonla kaçırarak New York’a götürmesi ve burada uyuşturucu
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin 7-8 Temmuz NATO Ankara Zirvesi’nden en stratejik beklentilerinden birinin Avrupa’nın savunulması için yüklendiği külfetin karşılığında savunma sanayi alanında Avrupa Birliği ülkeleriyle ortaklıklar kurma, yeni Avrupa güvenlik mimarisi (SAFE) içinde yer almak olduğunu açıkladı zaten. AB’nin demokratik standartlarına erişim açığının Avrupa savunmasına, Türkiye’nin savunma sanayisinde son yıllardaki ilerlemesiyle NATO üzerinden kapatılması, üyelik
2 Temmuz 1993 günü Sivas katliamının 30’uncu yılı. Otuz yıl önce bugün Sivas’a Pir Sultan Abdal Şenlikleri için gelip Madımak Otel’ine yerleşen 33 sanatçı ve kanaat önderi ve 2 otel çalışanı, “Kahrolsun laiklik”, “Yaşasın şeriat” ve benzeri sloganlarla oteli ateşe veren saldırganlarca öldürüldüler. (*) Aralarında iki arkadaşım, Yarın dergisinde şiirlerini bastığımız Behçet Aysan ve karikatürist
Silivri Cezaevinde görülmekte olan İBB duruşmasında Mahkeme Heyetiyle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu arasında yaşanan 9 Temmuz gerilimi üzerine Mahkeme Başkanı önce İmamoğlu’nu salondan çıkardı, sonra da duruşmaya ara vererek kendisi salonu terk etti. T24’ün bildirdiğine göre, 2 Temmuz duruşmasında İmamoğlu mahkeme başkanının önceki duruşmada savunmaları 9 Temmuz’da bitireceğini açıklamasına ve son söz hakkının









